SAÇ TERAPİSİ

‘’Saçla ilgili bildiğimiz yanlışlar’’ gelmiş geçmiş en klişe başlık olabilir ama bu kategorinin içi fazlasıyla dolu. Nişantaşı’nda hizmet veren Akademi Saç Terapi’nin kurucu ortaklarından Evrim Bayraktar’ın bazı önerileri saç bakımınızı tamamen değiştirmenizi sağlayacak.

EDİTÖR: AYŞECAN İPEK

Akademi Saç Terapi uzman trikologlar (profesyonel saç uzmanları) Burcu Çayözü ve Evrim bayraktar tarafından 2009 yılında kuruldu. Merkezin Nişantaşı ve Bağdat caddesinde şubeleri bulunuyor. 

Saçla ilgili bildiğimiz, doğruluğuna ölesiye inandığımız, yanlış gerçekler nedir sorusuyla çat diye başlayalım mı bu sohbete?
O kadar çok var ki! Aklıma ilk gelenler şunlar.
Saçı kestirmek daha hızlı uzamasını sağlamaz. Saçı kazıtmak saçı kalınlaştırmaz, saç kaybını önlemez.  Sürülen şekillendiriciler, jöle vesaire, saç dökülmesine sebep olmaz ya da tam tersi sürülen badem yağları, zeytinyağları saç çıkarmaz. Saç dökülmesini önleyen bir şampuan yoktur. Saçın kapalı kalınca hava almadığı doğru değildir, çünkü saç besin ve oksijenini kandan alır.

‘Saç bu, kökü sende, nasılsa uzar’ eş dost ya da hata yapmış kuaför tesellisi değil o halde…

Aynen öyle. Saç kökü bir organ ve vücutta en hızlı bölünen hücre gruplarından ikincisi. Hayat boyu saç üretimi devam eder ancak yaşlanma ve çeşitli hastalıklar sebebiyle saç kökündeki hücreler, aktivasyonunu kaybedebilir. Saç kökleri çeşitli vitamin/mineral yetersizlikler ve metabolik sorunlarla dönemsel olarak enerjisiz ve besinsiz kalabilir, bunun bir sonucu olarak da saç üretimi yavaşlayabilir. Saç köklerini arada uyarmak ve tetiklemek gerekir. Saç köklerinin bulunduğu deri saç için toprak gibidir, sağlıklı olmalıdır, temiz tutulmalıdır.


Saç analizinin kişiye göre farklılaşmasının ya da kadın ve erkek arasında fark göstermesinin başlıca sebebi hormonlar mı?

Saç kayıplarının tanımlı 46’dan fazla sebebi var.  Erkeklerde sorun temelde genetik yatkınlık ve erkeklik hormonu “testosteron”un varlığı. Ancak erkekler de aynı bizim gibi genetiğimizi değiştiren, duyarlılığı artıran çeşitli dış faktörlere maruz kalıyor. Daha fazla toksik ve manyetik alan maruziyeti, hareketsiz yaşam, alkol, sigara kullanımı gibi… Kadınların saç sorunları daha çok faktörlü bir altyapıya sahip. Kadınlık hormonları saçı taçlandıran ve koruyan en temel faktör ancak çeşitli sistemik hastalıklar, tiroit fonksiyon bozuklukları, hormon dengesizlikleri, beslenme yetersizlikleri, kullanılan ilaçlar, kronik kansızlık, bağırsak sorunları, kronik stres gibi sayabileceğimiz daha pek çok faktör var. Tüm bunlar ancak detaylı bir saç analiziyle tanımlanabilir. Durum hiç bir zaman bir Biotin içelim kadar basit değildir.


Aynı iyi bir dermatolog gibi iyi bir trikolog da kişinin belli sağlık değerlerini bilmek ister, değil mi?

Kesinlikle. Trikoloji yurt dışında tıbba yardımcı bir alan olarak tanımlanıyor. Trikologlar lisanslı Saç Sağlığı Uzmanları; doktor değiller ancak saçla ilgili sorunları daha iyi anlamak ve bütünsel yaklaşımla genel saç sağlığını desteklemek hedefli, medikal alt yapılı bir eğitim alıyorlar. Saç sağlığı vücut sağlığıyla direk ilişkilidir, bu sebeple saç sorunlarının jinekoloji, endokrinoloji, psikoloji, dermatoloji, beslenme gibi bir çok medikal uzmanlık alanıyla işbirliği içinde ele alınması gerekiyor. 

Kişinin yaşam şekli, stres yönetimi de dikkate alınmalı. 

Hepimiz gür, canlı ve parlak saçlara sahip olmak istiyoruz. Kadınlar saç sağlığını sağlıkla, yaşam enerjisiyle ve hatta doğurganlıkla bağdaştırırken erkekler de saçlarını çoğunlukla bir güç kalkanı/aslan yelesi ve yine yaşam coşkusu sembolü gibi taşıyor genelde. Saç, tıbbi olarak da bu kavramların bir göstergesi mi?

Saç özellikle kadınlarda sağlık göstergesi, hatta temelde saç kaybı, vücutta yolunda gitmeyen bir şeylerin ilk habercisi olarak kabul ediliyor. Vücuttaki bazı sağlık sorunlarını göz bebeğinden okur gibi biz de saçtan sağlık sorunlarınının işaretlerini okuyabilir durumdayız. Erkekte ise sağlıklı bir bireyde saç dökülmesi, erken yaşta başlayabiliyor. Genetik saç kaybı hastalık değil tamamen genetik bir miras, evrimsel bir süreç ve cinsel gelişime paralel olarak, erkeklik hormonlarının aktif olmasından sonra gelişen olağan bir gerileme süreci. Güç kaybı olarak görmek yerine kas gelişimi gibi fiziksel bir değişim süreci olarak bakıyoruz biz buna.


Siz trikolojiye, yani saç bilimine nasıl merak sardınız?

Trikolojik yaklaşımla Türkiye’ye yatırım yapan bir İngiliz saç klinik markası sayesinde tanıştım. Lisans eğitimimi ekonomi üstüne, lisansüstü eğitimimi Amerika’da pazarlama üstüne yaptım. Lisede tıp okumak isteyip cesaret edememiştim ama okumaya, araştırmaya, öğrenmeye çok meraklı bir yapım vardı. Trikolojiyle tanıştıktan sonra bu konuda büyük bir heyecan duydum; eğitimini aldığım alan bana bir baz oluşturdu, daha sonra İngiltere’de saç bilimi okudum. İki sene teorik ve klinik eğitim aldım, daha sonra Uzakdoğu’da Tayland ve Singapur’da çeşitli saç kliniklerinde vaka tecrübesi kazandım. Aynı süreçten geçen iş ortağım ve kendisi de lisanlı bir Trikolog olan Burcu Çayözü ile beraber Akademi Saç Terapi’yi kurduk ve 15 yıldır büyük bir keyifle saç sorunu olan kişilere danışmanlık ve bakım hizmeti veriyoruz. Akademi Saç Terapi Avrupa Saç Araştırmaları Birliğine üye bir kuruluş, bu bizim için çok önemli bir referans.


Tam da bu üyeliğe geliyordum ben de. Katıldığınız programlarda, konferanslarda, sizi en çok şaşırtan, heyecanlandıran, etkileyen bilgi/teknoloji/yöntemler ne oluyor? Ya da ne olmuştu?

Bizim için tüm bu kuruluşların üyesi olmak büyük bir gurur. Orada Türkiye’yi temsil ettiğimizi düşündüğümüz için bir o kadar da büyük sorumluluk. Bizi en çok heyecanlandıran gelişme, saç kaybını önlemek için yapılan çalışmalarda bir Türk AR-GE ve biyoteknoloji firmasının da oluşu. Saç kaybına çareyi belki de bir Türk bulacak! Samumed adında, Osman Kibar tarafından Amerika’da kurulmuş bir Türk firması, genetik saç kaybını önlemekle ilgili çalışmalarda güzel sonuçlar alıyor.






Bu arada önümüzdeki dönemde bizi saçla ilgili ne gibi yeni teknolojiler bekliyor? Üç boyutlu printer’la saç yapabilecek miyiz mesela? 

Dünyada bir çok ülkede kök hücre teknolojisi umut vaat ediyor. Özellikle İngiltere’de Hair Clone tarafından çalışmaları yürütülen Saç Klonlama yeni bir teknolojiye yatırım yaptı. Bu firma, dünyada bir ilk olan “saç folikülü bankası”nı kurdu. Uygulama lisansı da alırsa saç foliküllerini dondurabilecek ve ilerde bu foliküllerden alınıp çoğaltılan kök hücreleriyle kelliğin önüne geçilebilecek.



Hindistan’da bir bakım ve tedavi olarak saç derisine sıcak yağla masaj yapılıyor. Hindistancevizi yağı ve zeytinyağı bugün, tüm dünyada en çok kullanılan doğal bakımlar arasında başı çekiyor. Eat Pray Love filmi sonrası, Wayan’lı sahnelerdeki muzlu saç kökü bakımı, en çok Google’lanan şeylerden biri olmuş. Siz doğal bakımlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

Doğadan gelen içerikler bugün pek çok holistik tedavinin baş enstrümanları. Medikal tedavilerde kullanılan ilaç bileşenlerinde de çoğu zaman bitkiler bulunuyor. Saç ve saç derisinin nemlendirilmesinde kullanılan kozmetiklerde de çeşitli uçucu yağlar, hint yağı, hindistancevizi yağı, çay ağacı yağı, ardıç yağı, papatya, lavanta, nane, kekik, çuha çiçeği, limon ve portakal kullanılıyor. Burada yağ kadar yapılan masajın, iyi geleceğine olan inancın da terapik etkileri var. Ancak yağ karışımlarının cilt geçirgenliği sınırlı, bu sebeple uzun dönemli kronik sorunları iyileştirmek için tek başına yeterli olmuyorlar. Mutlaka daha profesyonel, saç köküne etki edebilecek destekler gerekiyor. Bazen yağlar kişinin cildi hassas ve alerjikse olumsuz etkiler de yaratabiliyor. Bu nedenle biz, ev bakımlarına karşı olmasak da bir miktar mesafeliyiz.


Şu kimya olayına da bir girelim mi? Son yıllarda kimyasal içerikler insanları çok tedirgin ediyor ancak doğal malzemelerin de kendi içlerinde bir kimyasal dengesi var, öyle değil mi?

Evet doğal ve bitkisel olan her zaman iyi, kimyasal olan da kötü olmayabilir. Bugün pek çok yönden kimyasallara maruz kalıyoruz. Burada önemli olan doz, ve ne kadar süre boyunca maruz kaldığımız. Kullandığımız ürünlerden belki de daha fazlası, yediğimiz içtiğimiz gıdadan vücudumuza giriyor. Bazı bünyeler daha dirençliyken bazı bünyelerde kimyasal maruziyet, sağlık sorunlarına sebep olabiliyor. Bu nedenle aile öykümüzde riskli hastalıklar varsa, bireysel hassasiyetlerimiz varsa, ürün kullanımlarında içeriklere dikkat edelim ama bu bilinci ve hassasiyeti en çok  beslenme alışkanlıklarımızda ve gereksiz ilaç kullanımları konusunda artıralım. Şampuan saçta 30 saniye kalan ve durulanan bir ürün, iyi markalarda sağlık açısından riskli durumlar olması ihtimali çok az. Saç boyaları ve güneş kremleri içerikleri bu anlamda daha riskli.

Akademi Saç Terapi’de tüm bakımlar İngiliz, laboratuar çıkışlı bi markanın, Svenson’un ürünleriyle yapılıyor. Sizin bu markayla yollarınız nasıl kesişti? Sizi nesiyle cezbetti? Ve tabii ki en iddialı ürününün hangisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Svenson klinikleri, dünyada saç bakımı konusunda öncü olmuş bir marka ve ürün laboratuarları İngiltere’de bulunuyor. Biz bu markayla, Türkiye’ye 2006 yılında geldiğinde tanıştık. Türkiye’de saç sağlığı konusunda beraber çalışmaya başladık. Kullanılan ürünler kozmetik ve bitki temelli içerikler. Nano teknolojiyle üretiliyor ve geçirgenlikleri çok yüksek. Her saç sorununa farklı bir bileşen kullanılıyor. Tüm ürün kategorileri çok etkili. Soruna yönelik ürün çeşitliliği ve içerik kalitesi, patentli ve organik içerik kullanması, sentetik bileşenlerden kaçınması, ürünleri hayvanlar üstünde test etmemesi bizim için vazgeçilmez özellikleri.

Saç bakımı, saç kökü ve saç derisiyle başlıyor aslında. Akademi Saç Terapi’ye vakit ya da bütçesel sebeplerle gelemeyen birine saç derisini canlandırmak için ne gibi tavsiyelerde bulunurdunuz?

Saç derisini temiz tutmalı, saç derisini olabildiğince sık yıkamalı. Saç derisine uygun şampuan tercih etmeli.  Kepek ve yağlanma sorunlarını önemsemeli ve uygun bir şampuan kullanmalı. Isı işlemlerini dozunda kullanmalı ve  saçının içi kadar dışı için de maske ve bakımlardan destek almalı. Mutlaka sağlıklı beslenmeli, kan değerlerini takip etmeli, bağırsak sağlığına dikkat etmeli, iyi uyumalı, spor yapmalı.


Lazer Terapi ve Mikro Dermal Terapi, sahaya en son sürmeyi tercih ettiğiniz en güçlü oyuncular mı?

Saç sorunu ve saç derisinin durumuna göre saç bakım ürünlerinin etkisini artırmak ve saçı desteklemek amaçlı her aşamada devreye sokulabilir. Kullanmayı tercih etmediğimiz danışanlarımız da oluyor. Kişinin bulunduğu yaş, saç derisinde bulunan kusurlu yapılar veya var olan sağlık sorunlarına göre karar veriyoruz.


Saçın yıkanma sıklığı gerçekten önemli mi?

Sağlıklı bir saç için saç derisi sağlıklı olmalı. Kişinin bir saç derisi sorunu yoksa, saçı çok kuru ya da çok hassassa saçını daha az yıkayabilir. Ancak saç derisi kolay yağlanan ya da terleyen kişiler için durum farklı; saç derisi yıkanmazsa bu sefer ciltte bakteri üretimi artıyor, sivilce, kaşıntı, kepek, hassasiyet sorunları görülebiliyor. Uzun dönemde bu durum saçı da olumsuz etkiliyor.

On senedir hayatımda trikotillomani denilen bir olay var. Yani saç koparıyorum. Bu konuyu hiçbir zaman saklama ihtiyacı duymadım, aksine diğer tüm kaygısal sıkıntılar gibi paylaştıkça kendimi daha rahat hissettim, yalnız olmadığıma inandım. Sizin trikotillomaniye getirdiğiniz tanım nedir?

Trikotillomani bir obsesif kompulsif davranış bozukluğu olarak ele alınıyor. Temelde davranışı tetikleyen, altta yatan psikolojik sebeplere odaklanmak, bunları düzeltmek konusunda profesyonel yardım almak gerekiyor. Biz genelde bu durumun küçük yaşlarda başladığına şahit oluyoruz. Temelinde koparılan saçla beraber duyulan haz duygusu da bir faktör. Müdahale edilmezse kalıcı saç kayıpları ile karşılaşılıyor. Bu sebeple davranış terapisiyle beraber, çoğu zaman saç terapisi de psikolojik olarak kişiye olumlu destek sağlayabiliyor.


Trikotillomani, ülkemizde yaygın mı? Saç koparan birine önereceğiniz bakım/tedavi ne olurdu?


Trikotillomani kolay kabul edilen ve ifade edilen bir sorun değil. Bu sebeplerle durumu saklama eğilimi fazla. Genelde aileler fark edip çocuklarını destek için yönlendiriyorlar bize. Bize danışan kişiler içinde ben bugüne kadar üç vakayla karşılaştım. Trikotillomani psikolojik destek alarak ve saç bölgesine terapik işlemler uygulayarak yönetilmesi gereken bir durum. Konunun duygu ve davranış kontrolü içeren bir ayağı olduğu için, kişinin duygularını ürün kullanımıyla olumlu motive etmek, saçıyla ilgili iyi hissetmesini sağlamak, faydalı olabiliyor. 

Eğer sizin saçlarınız istediğiniz kadar sağlıklı ve parlak olmasaydı, bu mesleği yaparken rahatsızlık duyar mıydınız?

Elbette  uzman olduğunuz konuda kendi görseliniz önemli bir referans oluyor. Ancak saç, genetik bir miras. Yapısal olarak değiştiremeyeceğiniz özellikleri olabiliyor. Örneğin ince telli bir saç, bakım da yapsanız kalınlaşmıyor. Çok kuru bir saç, bakımla bir miktar iyileşip nemlenebiliyor, ya da saçınız iyi olsa bile yaşa bağlı, hormonlara bağlı, çeşitli hastalıklara bağlı olarak bizim de saçlarımızda olumsuz etkiler yaşanabiliyor. Burada önemli olan saçın en iyi haline doğru yol alıyor olmak. Sonuçta hepimizi bekleyen bir menapoz dönemi var, bakalım bizim saçlarımız nasıl etkilenecek… 



Güzel saçları ve saç kalitesiyle gözünüze çarpan kimler var?

Serenay Sarıkaya, Hande Erçel, Tülin Şahin, Bergüzar Korel ve Elçin Sangu.


Kuaförlerle işbirlikleri içine giriyor musunuz? Aslında kuaförlerin trikoloji bilgisi daha fazla olsaydı, bu harika olmaz mıydı?

Çok doğru! Yurt dışında kuaförler, trikoloji eğitimi alıyor. Bu vizyoner bir düşünce ve kesinlikle fark yarattığına inanıyorum. Bu sayede müşterinin kuaföre olan güveni de artıyor. Türkiye’de bizim de kuaför işbirlikleri için bir kaç girişimimiz oldu. Ancak kuaförler konuya “biz de saçı biliyoruz” noktasından yaklaşıyor. Elbette tecrübeleri çok kıymetli ama saçı renklendirmek ve şekillendirmek için kullanılan teknik bilgiyle saç bilimi çok farklı uzmanlıklar. Bu konuda bizi en iyi anlayan ve destekleyen kuaför, Ebil Saç Tasarım. Hasan ve Mahmut Ebil ( Kuaförler Derneği Başkanı) alanlarında, son derece açık fikirli ve ileriye dönük düşünen kişiler, bize çok destek veriyorlar.


Saçı ipek kumaş ya da koton t-shirt’le kurulamak elektriklenmeyi önler. 

Saç, sentetik, plastik gibi malzemelerle temas ettikçe elektriklenir. Tahta, pamuk ve ipek, saçtaki statik elektriği engeller.

Kıvırcık saç, mutlaka nem takviyesi ister.

Yüzde yüz! Kıvırcık saç, en kuru ve kırılgan saç yapısıdır. Saç derisinde bulunan yağ, saçın spiral yapısından dolayı saça ulaşamaz. Bu nedenle nem konusunda sürekli destek ister.

Saçı fön makinesiyle kurutmak zararlıdır.

Saça sık ve yüksek ısı uygulamak, sakıncalı. Doğru mesafe ve orta ısıyla yapılan işlemlerde sıkıntı yok.

Saçı sıkı sıkı toplamak saç köklerine zarar verir.

Köke zarar vermez ama saçı çok çekerek toplamak kopmaya sebep olabilir. Bu durum Afrika asıllı Amerikalı’larda, kapalı kadınlarda ve balerin topuzu yapan kişilerde daha çok görülür.

Saç fırçalamak kan dolaşımını artırır, saçın hızlı uzamasını sağlar.

Hiç alakası yok. Saç derisine temas etmek, masaj yapmak terapik etkiler yaratır ama hızlı uzatmaz.

Şampuana aspirin katmak, saçın hızlı uzamasını sağlar.

Aspirini içilen bir ilaçtır. Şampuan içeriği, saç köküne ulaşamaz.

Boyalı saç asla boyasız saç kadar parlak olamaz.

Profesyonel kişiler tarafından doğru teknikle yapılan boyama işlemleri sonrası, saç parlaklığını korumaya devam eder. Ama elbette boya, zamanla saçı matlaştırabilir.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir