KORU BENİ BAĞIŞIKLIĞIM

Geçen gün sosyal medya hesaplarımda gezinirken bir arkadaşımın paylaştığı dikkatimi çekti.

Yazar: Uzm. Dyt. Nil Yurtbay

‘’Bu günlerde koronalı arkadaşınız yoksa, arkadaşınız yok demektir’’ Beni hafif gülümsetti, biraz da korkuttu.

Hastalık gerçekten bu kadar burnumuzun dibinde mi? Peki bazılarımızı yataklara düşürüp, mahveden bazılarımızın ise ayakta geçirebilecek kadar hafif hissettiği bu virüs bizi nasıl etkiliyor?

Sonradan gelişen hastalıkların hepsinde olduğu gibi genetik yapımız ve üzerine eklediğimiz çevresel faktörler bizi hastalandırıyor veya koruyor.

Yapılan çalışmalar bize özellikle ani ölümlerin engellenemeyen ‘kan pıhtılaşması’ olduğunu gösteriyor. F2 ve F5 Laiden mutasyonu görülen kişilerde kan daha hızlı pıhtılaşıyor. Enos geni polimorfizmi görülen kişilerde damarlar kolayca esneyemiyor. Bu durum dolaylı olarak kan akışkanlığı için risk faktörü oluşturuyor.

Bu genetik özelliklere sahip olmak bu virüsün etkilerini yoğun geçirmemize neden olsada kan akışkanlığımızı artıracak önleleri almak riski çok düşürebilir. Bu özelliklere sahip kişiler doktorları kontrolünde düzenli aspirin kullanabilir.

PEKİ BESLENMEYLE KAN AKIŞKANLIĞINI ARTIRMAK MÜMKÜN MÜ?

Tabiki mümkün! Bunun en etkili ilacı omega 3 yağ asitleri.

Hem hayvansal, hem bitkisel kaynaklar.

Denizlerimizdeki kirlilik yenilebilir balık miktarını azaltıyor, bu yüzden balık tüketimi riskli ve pahallı. Bunun yanında besin desteği pazarı gittikçe büyüyor. EPA ve DHA değeri yüksek, trigliserit formlu besin destekleri bence bu dönemde mutlaka kullanılmalı

Tüm bunlara ek olarak bitkisel omega 3 kaynağı olan keten tohumu, çörek otu ve bunların yağları, ceviz tüketimini artırmakta fayda var. Unutmayın bunları her gün az miktarda tüketmelisiniz.

Doymuş yağ alımını artırmak kan akışkanlığını olumsuz etkiler. Ateroskleroz oluşumuna neden olduğu gibi, kanın ağırlaşmasına neden olan beyaz plaklar içerir.Bu yüzden gereğinden fazla kırmızı et tüketimi, tam yağlı süt ürünleri özellikle tereyağ tüketimi sınırlandırılmalıdır.

VİRÜSTEN KORUNMADA KAN AKIŞKANLIĞINI ARTIRMAK YETERLİ Mİ?

Tek başına malesef yeterli değil. Bunun yanında bağışıklık sistemizin de daha aktif çalışmasına destek olmalıyız.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ NASIL DAHA İYİ ÇALIŞIR?

Bunun 2 yolu var :

  1. Vücuttaki enflamasyonu azaltmak
  2. Toksin savunmasını artırarak, yani antioksidan ve detoks metabolizmasını destekleyerek

VÜCUTTAKİ ENFLAMASYONU AZALTMAK İÇİN :

Omega 3/ Omega 6 oranını 1/5-6 oranına yükseltmeliyiz. Bunun için omega 3 alımını yukarıda saydıklarımızla artırmalıyız. Omega 6 yı düşürmek için ise bazı besinsel kaynakları sınırlandırmalıyız. Mısır özü yağı, ayçiçek yağı, kanola yağı, palm yağı omega 6 tın yoğun olduğu kaynaklardır. Bu yağlar eklenerek pişirilmiş tüm gıdaları beslenmemizden çıkarmak büyük bir devrim yapmak anlamına gelecektir.

ANTİOKSİDAN ALIMINI ARTIRMAK İÇİN :

İçinde A, C, E , Se içeren meyve ve sebzeleri beslenmemize her gün eklemeliyiz.

A vitamini için : havuç, domates (özellikle pişmiş halleri)

C vitamini için : çilek, kivi, biber, brokoli, limon, turunçgiller

E vitamini için : Zeytinyağı, avokado, ceviz

Se için : Brezilya cevizi, doğal şartlarda yetişmiş hayvanların süt, yumurta gibi ürünleri

DETOKS METABOLİZMASINI DESTEKLEMEK. İÇİN :

Vücudumuzun en büyük temizlik organı karaciğerimizdir. Karaciğerin bu temizliği en iyi şekilde yapması için :

  1. Toksin alımını azaltmalıyız. Mümkün olduğu kadar işlenmiş, paketlenmiş ürün, şeker, sodyum, trans yağ içeriği yoğun gıdaları tüketmemeliyiz. Doğada daha çok vakit geçirmeli, temiz havayı bulabileceğimiz yerlere gitmeliyiz. Alkol, tütün ve ürünlerini azaltmalı yapabiliyorsak tamamen kesmeliyiz.
  2. Glutatyon içeren gıdalara beslenmemizde her gün yer vermeliyiz. Brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası, beyaz- mor- kara lahana, kale, kereviz, enginar, soğan, sarımsak tüketimlerini artırmalıyız* Bu gıdaları çiğ, çiğe yakın, az suda haşlanmış, şoklanmış, buhar tavasında pişmiş şekilde tüketmek besin değerlerindeki kaybı en aza indirecektir.

*Tiroit hastasıysanız, guatrınız varsa, tiroit bezinde modülleriniz varsa bu kükürtlü gıdaları doktorunuzun uygun gördüğü ölçülerde tüketmelisiniz

ÖRNEK MENÜ :

Kalkış : 1 tk keten tohumunu yağı çıkana kadar çiğneyip, 1 bardak su ile yutunuz.

Kahvaltı :

1 yumurta (az pişmiş, veya omlet) , 50 gr. beyaz peynir , 10 zeytin , havuç, mor lahana, mevsim yeşillikleri ile , 1 dilim ekmek

Ara : Zencefilli tarçınlı ballı çay , 1/2 mandalina

Öğlen :

Z.yağlı ayvalı kereviz + sumaklı yoğurt

Ara :

3-4 bütün ceviz , 1-2 brezilya cevizi , kuru erik

Akşam :

150 gr az yağlı derisiz protein kaynağı veya şoklanmış Norveç somonu , şoklanmış brokoli, karnabahar , 60 gram kepekli makarna veya basmati pirinç

Ara : 3-4 yk. doğal yoğurt + 1 avuç donmuş orman meyvesi- çilek , kakao, tarçın, H. Cevizi ile

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.