AKDENİZ KOKMAYA NE DERSİNİZ?

Karantina dönemi çok güzel şeylere de vesile oldu. İşte onlardan biri ; Aperlae Living … Kurucusu Asena Sarıbatur, kendi çocukluk anılarından yola çıkarak yarattığı markası için Akdeniz kokan bir yaşam stili sunmayı hedefliyor, ürünlerin arkasındaki hikaye, detayların güzelliğine hayran kalmamak elde değil…

1.Markanın doğuş hikayesinden kısaca bahseder misin? İlk adımı nasıl attın, fikir nasıl gelişti? 

Marka karantina sürecinde kapanıp kendi özüme döndüğümde ortaya çıktı. Çok bende, çocukluk anılarımdan, büyüdüğüm yerlerin izlerini taşıyor… Hep yapmak isteyip vakit bulamadığım için erteliyordum. Karantina sürecinde ayakları yere basan bir hale geldi ve Aperlae Living doğdu.

 2. Aperlae Living ilhamını nereden alıyor?

 İlhamını büyüdüğüm yerden, 4 yaşında yüzmeyi öğrendiğim eşsiz denizden alıyor. Aperlae, Kaş’ta yer alan antik bir kent ve koy. Bu isim çocukluğumdan beri bir gün hayatımda bir noktada kullanacağımı düşündüğüm bana tınısıyla ve enerjisiyle güzellikler hatırlatan bir isimdi. Doğa olarak bu koyu ve antik kenti, o berrak suları hep kalbimde taşıdım. Markaya “living” dedim çünkü Aperlae’den çıkışla hayal ettiğim bu Akdeniz dünyasıyla bir yaşam stili sunmayı hedefledim. Ayrıca bölgenin antik tarihini de sahipleniyoruz ve Leto, Artemis gibi tanrıçalar ilham kaynağımın temelini oluşturuyor.

Processed with VSCO with av4 preset

 3. Parfümler konusunda sen nasıl bir zevke sahipsin? Aperlae Living’de imza kokun var mı? 

Ben tam bir koku hastasıyım. Hep çok duyarlı olmuşumdur kokulara karşı. Çok fazla parfüm araştırıp koklarım. Şahsi olarak cinsiyetsiz, maskülen izleri de ağırlıkta olan karakteristik, herkeslerde rastlamadığımız parfümler benim favorilerim oldu hep.

Marka kurma hayalim de her zaman koku dünyası üzerine olması yönündeydi. Şu aşamada 2 farklı kolonyamız ve 1 adet de parfümümüz var. Ne kadar yeni koku eklenirse eklensin bu 3 kişilik aile her daim markanın imzası olacak. Her ne kadar kolonya olsalar da Bezirgan ve Kalamaki hem hikayeleri hem kokularıyla parfüm gibi kullanılabilecek dokudalar adeta… Bende yerleri hep ayrı olacak. After Rain de bence Aperlae Living’in imza kokusu olarak kayıtlara geçecek zaman içerisinde. Yağmurdan sonraki toprak kokusu hayatta en sevdiğim kokulardandır. Kaş’ta da her zaman yağmur çok güçlü yağar, önce bir korkutur ardından güneş doğmaz dedirtir. Ama hemen ardından güneş ışıl ışıl olur, doğa uyanır ve müthiş bir koku yayılır etrafa. İşte bu kokudan ilhamla doğdu After Rain. 

 4.Günümüzde ‘sürdürülebilirlik’ kavramı artık daha çok ön planda. Peki bu marka sürdürülebilir olma yolunda nasıl adımlar atıyor?

 Bu kavram son dönemde gerek doğru anlamda gerekse sadece trend olduğu için çok konuşuluyor. Ben uzmanlık alanım olan moda sektörüyle ilgili tüm bu alışveriş ve link çılgınlığına rağmen elimden geldiğince bu anlamda beni takip eden insanları, öğrencilerimi bilgilendirmeye çalışıyorum. Hep de bu bakış açısında olacağım. Hatta şimdi bu anlamda bilgiler veren bir proje hazırlığındayız. Sürdürülebilirlik, konu tekstil ve moda sektörü olunca en hızlı tüketimin söz konusu olduğu sektör olduğu için çok dikkat edilmesi gereken bir noktada. Ama elbette, evde kullandığımız ürünlerden, kullandığımız güzellik ürünlerine kadar uzanan bir tüketim zinciri de söz konusu ve buralardaki tüketici alışkanlıklarımız da çok önemli. Ben bu bakış açısıyla Aperlae Living için çıktığım yolda öncelikle ilerleyen süreçte markaya eklenecek olan ev tekstili kategorisine giren tüm kalemlerde çok değerli bir tekstil mühendisi olan İrem Yanpar Coşdan’dan danışmanlık alıyor olacağım. Bu anlamda tüm markaların danışmanlık almaları gerektiğini düşünüyorum.

Temelde uzun yıllar kullanılabilecek, kadın emeğiyle, doğal kumaşlarla ürünler ortaya koymak olacak sürecimiz. Şu anki süreçte ise ilk dikkat ettiğim şey ürünlerin kutularının atılmayacak, obje olarak da bir bağ kurulabilecek veya farklı noktada kullanım fırsatı sunacak güçlü bir materyal kullanmak oldu. Sürdürülebilirliğin benim en doğru bulduğum yanı uzun süre kullanım yaratmak. Bu noktada şişelerimiz yüksek kaliteli cam, atık olarak geri dönüştürülebilir. Ama ben onları da saklayacakları kadar sevecekleri bir şişe olmalarına özen gösterdim. Bir sonraki adımda hedefim yeniden doldurulacak şişeler bulmak. Birçok noktada ülkenin ve tüm bu kırılacak şişelerin gönderim sürecinin getirdiği zorunluluklar da söz konusu. İlk noktada onlara uymak durumunda kaldık. Ama benim gibi saklamayı, biriktirmeyi seven, parfüm şişelerini de obje olarak kullanabilenler için atık hale gelmeyecek şişe ve kutular ortaya koymaya çalıştık. Kargo gönderim kısmındaki kraft kutular %70’e kadar geri dönüştürülebiliyor.

Türkiye’de bu konuda da bazı mecburi durumlar var. Malzeme ve kaynak eksikliği söz konusu olabiliyor. Hem tedarik hem de maddi açıdan zorlayıcı. Fakat kargo gönderim kutularını da atmayıp saklasınlar, kullansınlar diye onun dışına da başka bir koruyan yöntem düşünüyoruz. Ayrıca yeni çıkan ve çok duyarlı olan birçok markanın, tıpkı benim kafa yorduğum gibi özellikle bu kargo dağıtım ayağındaki kutuların içeriksel yapısına kadar müdahale ettiğine,  kafa yorduğuna tanık oluyorum. Bu noktada yakın bir zaman içerisinde talep bu yönde olunca arz da ona göre şekillenecek diye düşünüyorum.

Gelelim içeriğe…Kolonya, hele de pandemi sürecinin ardından hayatımızın merkezine, çıkmamak üzere yerleşti. Dezenfekte eden yapısından dolayı alkol yer alıyor elbette. Bu olması gereken bir nokta bildiğiniz gibi. Aynı şekilde parfümde de formülün gereği olan içerikler mevcut. Zaten her biri için tüm oranlarına kadar sağlık bakanlığının prosedürünü yönetmesi adına bir ürün müdürümüz var. O olmadan zaten üretim yapamıyor oluyorsun. Her şey tüm detayına kadar onaydan geçiyor ve tüm içerikler olması gerektiği sistemle ortaya çıkıyor. Kendi gözlemlerimle deneyimlediğim bir diğer konu da şu; kozmetik alanda üretim ayağı çok önemli. Çok fazla merdiven altı üretim söz konusu. Atıklarını geri dönüştürmeyen fabrikalarla çok daha ucuz diye çalışılmamalı. En dikkat ettiğimiz konu şişeden, şişenin boyanmasına kadar, esanstan sonra üretim aşamasına, matbaa ayağına kadar çok büyük, çok kaliteli, çok profesyonel ilerleyen ve ağırlıklı olarak yurt dışına odaklı çalışan; tüm çalışma sistemleriyle kurumsal, çalışma prensibi olan, atık sistemini, geri dönüşüm sistemini oturtmuş firma ve fabrikalarla çalışmak oldu. Bu noktada çok şanslıyım gerçekten çok değerli iş birlikleri oluşturduk bu zincirde.

Hali hazırda da özellikle esans konusunda en doğal ve kaliteli içeriğe odaklandık ama tüm bu aşamaları her geçen gün nasıl daha iyileştiririz ona kafa yoruyoruz.Son eklemek istediğim %100 doğal olduğunu iddia eden, bu kavramları bir pazarlama stratejisi gibi gören çok marka var. Ama işin özü pek öyle değil. Şeffaf olmak ve hedeflerini açıkça ortaya koymak gerektiğine inandığımdan bu soruyu detaylıca cevaplamak istedim.

 5. Ortaya çıkan kokular kimlere hitap ediyor? 

Hikayeye önem veren, deneyimlemeyi seven, özden gelene değer veren, doğaya aşık, denize aşık, ondan ilham alan, geçmişinin izlerine sahip çıkan, araştıran, tarihini bilen, gün batımından büyülenen, güneşin tenindeki o hissine hayran olan, elleri buruşana kadar yüzen, bir taşa uzanıp kitabını okumaktan keyif alan, zihnini beslemekten, gözünü geliştirmekten hoşlanan, stil sahibi, yalın, her duyusu için en değerli, en özel olanı arayan herkes…

 6. Şişe tasarımı gerçekten çok güzel. Tasarlarken neye dikkat ettin?

 Bu en zor süreçti. Türkiye’de yeni bir markanın istediği adetlerde hem de daha önce kullanılmamış farklı şişe bulması çok ama çok zor. Genelde çok düz ve benzer şişeler bulunabiliyor. Fakat biz hayalimizdekini yakalayabildik şanslıyız ki… Kolonya anılarımda çok özel bir yere sahip. Babamın, babaannemin, dedemin hafızalarıma kazıdığı anıları en iyi şekilde canlandıran bir hikayeye sahip benim için. Genel anlamda da kültürümüzde önemli bir yere sahip. Bu sebeple kolonyada vintage görünümlü bir tasarım tercih ettim. Parfümde de rengiyle Aperlae’nin denizi, daha cinsiyetsiz bir silüet ve yine Kaş’ın girintili çıkıntılı yollarına gönderme yapan kesik hatlar tercih ettim. Parfüm kutusunun dışı keten bir bezle kaplı o Akdeniz hissini, doğallığını yansıtmak adına. İlerleyen süreçte tasarımsal anlamda da kapaklarda ve şişelerde uygulamak istediğim çok farklı detay söz konusu.Ayrıca markanın logosu, kutularda gördüğünüz o desen dünyalarının tasarımı, markanın özünde yer alan o estetik dünyasını yansıttığımız illüstrasyonlar çok severek çalıştığım çok yetenekli bir isim olan Manolya Urkan’a ait. Desenler, illüstrasyonlar, markanın çıkış noktasında yer alan antik yunan karakterleri benim hayalimdekilerin daha iyisi nasıl olabilirdi ki dedirtecek şekilde Manolya tarafından gerçeğe dönüştürüldü. Birlikte yansıtacağımız daha çok şey var! Hepsi için heyecanlıyım. 

7. Aperlae, parfüm ve kolonyadan oluşuyor peki ileride başka şeyler de görecek miyiz markada? 

Evet daha önce de belirttiğim gibi şu an iki farklı boyu olan iki farklı kolonya ve parfüm var. Yakın zamanda mum, oda kokusu, sabun gibi ürünlerle bu aile büyüyecek. Fakat sonraki adımlarda da çok farklı ürün segmentleri söz konusu olacak. Seramik ürünler, kilimler, ev tekstil ürünleri, havlular, printler ve şu an söyleyemediğim daha çokça şey. Aslında gün sonunda istediğim şey bu markayla ilgili “living” adının hakkını vermesi ve 5 duyuya hitap eden, gerçek bir Akdeniz dünyası sunmak!

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir