HOŞGELDİN DRUNK ELEPHANT!

Tiffany Masterson ve markası Drunk Elephant’ı şöyle tanımlayabiliriz. En yakın arkadaşlarınızdan birinin kişisel tutkusunu derin bir araştırmaya, sonrasında ise çok başarılı bir markaya dönüştürdüğünü hayal edin. Bu öyle bir marka ki, size değerli ham maddelerle dolu formüller hediye etmekle kalmıyor, tüm cilt bakımı rutininizi ve hatta cilt bakımından bahsetme şeklinizi bile değiştiriyor. Nasıl mı? ”Mola”, ”smoothie”, ”biyouyumlu”, ”Şüpheli 6” gibi terimlerle ve çok daha fazlasıyla tanışmaya hazır olun.

Röportaj: Ayşecan İpek

Tiffany, Teksaslı’sın. Hala Houston’da mı yaşıyorsun?

Evet, ailemle birlikte Houston’da yaşamaya devam ediyorum. 

Karantina boyunca şehrinde gitmeyi özlediğin mekanlar oldu mu?

Belli restoranlara gitmeyi özledim ama söylemek zorundayım ki ailemle evde olmak da çok hoşuma gitti. Benim için tüm bu zorlu süreçten çıkan tek güzel şey oldu.

Bu tuhaf dönemle nasıl mücadele ettin, değişimlerden geçtiğini düşünüyor musun?

Aslında evden çalışmak bana çok iyi geldi, performansımı ikiye katladı diyebilirim. Rutinime sadık kalmaya, dış görünüşümden taviz vermemeye özen gösterdim. Sporumu yaptığım ve çalıştığım bir günün sonunda, şömine karşısında keyif yapmak bana yazın bile iyi geliyor. Markama yön veren felsefe hayatımın her alanına uyarlanıyor; ilişkiler, beslenme, öz-sevgi; pozitif olana odaklan, negatif olanı kes at. Çoğunlukla sağlıklı besleniyorum, egzersizlerimi aksatmıyorum, gerçekten çok çalışıyorum, yeterince uyku almaya özen gösteriyorum, arkadaşlarıma vakit ayırıyorum, yemek yapıyorum, köpeğimle yürüyüşlere çıkıyorum, kocam ve çocuklarımla kaliteli zaman geçiriyorum, en önemlisi insanlara bana davranılmasını istediğim gibi davranıyorum. Tüm bunlar beni dengede ve sağlıklı tutuyor.

”Sarhoş Fil” ismini nasıl seçtin?

Marula yağını cildimde dener denemez ona resmen aşık oldum. Google’ladığımda, marula meyvesini yiyen fillerin çakırkeyif olduğunu öğrendim. Aklıma Drunk Elephant ismi geldi, herkesin konuyla ilgili değişik fikirleri vardı, kimisi ‘sakın koyma’ dedi, kimisi bayıldı bu isme. Ben akılda kalacak ve sohbet yaratacak bir isim olduğunu düşündüm, şu an bu soruyu cevapladığıma göre doğru bir risk aldığımı düşünüyorum. Ayrıca bir doktor ya da kimyager kadar ciddi bir tonum olsun istemedim, ürünlerin formülleri o kadar iddialı ve ciddi ki, ismin hafif olması ve bu durumu dengelemesi gerekiyordu.

Cilt bakımı, özellikle karantina sırasında insanlar tarafından bir çeşit terapi gibi uygulandı. Öz-sevgi ve cilt bakımının el ele vermiş iki konsept olduğunu düşünüyor musun?

Kesinlikle. Zaten benim ve markamın asıl amacı, insanların ciltlerinin iyileştiğini, güzelleştiğini gördüğünde kazanacağı özgüveni sağlamak. Bunu bir kere deneyimleyen biri cildine hep iyi bakmak isteyecektir.

Hayata geçirdiğin ilk ürün neydi?

Beş farklı Drunk Elephant ürününü aynı zamanda ürettim: Pekee Bar, Juju Bar, C-Firma Day Serum, Umbra Sheer Physical Defense Sunscreen ve Virgin Marula Oil. Üretim süreci bitmek üzereyken spontane bir şekilde altıncı ürün de girdi bu ekibe, T.L.C. Framboos Glycolic Night Serum. Mükemmel cilt bakım rutininin ne olduğu üstüne ciddi kafa patlattım, cildimizi hasarlarından arındırıp, tabiri caizse yeniden başlatmak, cilt sağlığını en tatmin edici noktaya getirmek için ne yapmak gerektiğine odaklandım. Makyajsız dolaşabilecek kadar güzel bir cilde sahip olmasını istedim insanların. İki farklı temizleme opsiyonu sunan bir sistemde karar kıldım, yalnızca bir tanesi cildi soyacaktı. İçeriğinin %15’i C vitamininden oluşan bir ürün, serbest radikallerle savaşmak için gerekliydi. Nemlendirme özelliği kuvvetli, ham bir yağ, fiziksel bir güneş koruyucu ve son olarak %12 oranında glikolik aside sahip, cildi yakmadan etki gösterecek bir gece ürünüyle tamamladım ilk seriyi.  

 ”Şüpheli 6”dan da bahsetmeliyiz bence, o kötü çocukları nasıl keşfettin?

Drunk Elephant’ı kurmadan önce dört çocuğumla evde takılıyordum, kalıp şeklinde bir cilt temizleyiciyi satmaya başladım. Cildimi gerçekten de temizliyordu ama zaman geçtikçe fark ettim ki, bu başarısını içerdiği şeylere değil içermediği şeylere borçluydu. Cildi hassaslaştıran öz yağlar, esans, silikon ve kurutucu etkisi olan alkol yoktu içerisinde. Farklı ham maddeleri araştırmaya başladım ve bu konu benim için bir tutku haline geldi. The Suspicious 6, (Şüpheli 6) kendi cildimde de problem yaratan bu ham maddeler işte. Onların korkutucu, kötü ya da toksik olduğunu söyleyemem ama bana göre, cildin kendini yenileme sürecini yavaşlatıyorlar, akne, leke ya da aşırı kuruluk gibi can sıkıcı cilt davranışlarına sebep oluyorlar.

Markan iddialı ürünlerle birlikte, yeni bir cilt bakımı jargonu da sunuyor aslında. Biyouyumlu cilt bakımı ne demek, bize anlatır mısın?

Biyouyumlu formüllerimizde cildi tahriş etmeyen, bilimsel olarak onaylanan küçük moleküllü ham maddeler kullanıyoruz. Cilt, bu maddeleri kolaylıkla tanımlayabildiği için emiyor, onlardan daha fazla faydalanabiliyor. Şüpheli 6’nın yer aldığı ürünlerin aksine, biyouyumlu bir ürün kullandığınızda cildiniz hasar görmüyor, yangı oluşmuyor, hassaslaşmıyor. ‘Bu cildime iyi gelir mi? Yoksa sivilce mi çıkarır’ sorusunu sordurmayan bir seri yaratmak istedim. Pazarlama taktikleriyle şişirilen her şeyden uzak durdum, renklendiricili, esanslı ürünlerin yaşadığımız çoğu kronik sorunun kökü olduğunu düşünüyorum çünkü. Daha temiz içeriğe sahip ürünleri seçersek, o kadar fazla ürün kullanmaya da gerek kalmıyor.  

Asidin gücüne inandığını biliyoruz, bu konuda hiçbir fikri olmayanları kendi tarafına çekmek için neler söyleyebilirsin?

Evet, asitlerin cilt için faydalı, bariyer destekleyici içerikler olduğunu söyleyerek başlayabilirim. Cildi ölü hücrelerden arındırıyorlar, onarımı teşvik ediyorlar ve hızlandırıyorlar. Cildimiz yüksek dozda asidi kaldırabiliyor aslında, tek yapmak gereken önemli katmanları zalimce soymamak ve kademe kademe ilerleyerek cildin sağlıklı bir tolerans geliştirmesine fırsat vermek. Zaten biraz önce bahsettiğimiz Şüpheli 6’yla temas etmeyen bir cilt, asitlerden daha kolay fayda sağlıyor. TLC Framboos Glycolic Night Serum’u (glikolik gece serumu) ele alalım örneğin. Nazikçe ama etkili bir şekilde, ölü hücrelerin cilt bariyerine tutunmasını sağlayan yapışkan dokuyu soyuyor. Bu karışıma salisilik asidi siyah noktalar, tıkalı gözenekler ve sivilcelerle mücadele edebilmesi için ekledim. Tek bir asit yerine karışımları tercih ederim her zaman. ‘AHA ve BHA kötü şöhrete sahip belki, ama doğru PH seviyesinde formülleştirildiklerinde, herkes onlardan faydalanabilir. Bu gece serumunu Virgin Marula Oil’le birlikte kullandığınızda elde ettiğiniz sonuçlara inanamayacaksınız. Marulayı bir taşıyıcı gibi düşünün, karıştığı içeriği cildin derinlerine kadar indirebiliyor.’

Drunk Elephant Virgin Marula Oil bakım yağı

”Drunk molası” verdiğimizde, bir çeşit cilt detoksuna mı girmiş oluyoruz? 

Tam olarak değil, daha ziyade bir cilt resetlemesine giriyorsunuz. Cilt için problem yaratabilecek tüm içerikleri eleme süreci bu, nasıl ki beslenmede tüm vücudun sağlığını etkileyen içeriklerden uzak duruyorsanız, bu da aynen öyle bir deneyim.

Markanın kimliğini ve paketlemesini ‘Fransız eczanesi Pantone kataloğuyla buluşuyor’ diye tanımlardım. Senin cevabın ne olurdu?

Bu yorumun beni fazlasıyla mutlu ettiğini ve şımarttığını söylerdim, memnuniyetle kabul ederdim. Kulağa son derece şık ve eğlenceli geliyor.

Drunk Elephant’ın yüzde 10 oranında laktik asit ve peptitler içeren serumu;  Protini Powerpeptide Resurf serum 

Ünlü kuaför Chris McMillian’la oluşturduğun saç serisini de atlamayalım. Bize bu ortaklıktan bahseder misin lütfen?

Chris hem kuaförüm hem de 50 senelik arkadaşım. Kelimesi kelimesine bebekken tanıştık, benim için aile gibidir. Bu seriyi başka biriyle hayata geçirdiğimi düşünemiyorum. Benim gücüm, ham maddeleri belirlemek ve benzersiz, etkili, sağlam formüller yaratmak. Chris ise bir formülün galip gelip gelemeyeceğini ya da onda neyi biraz daha parlatmak gerektiğini çok iyi anlayan biri. Benim aksime, ortada ne var ne yoksa her şeyi denedi, dolayısıyla karşılaştırma yapabileceği data, son derece fazla. Tüm gün boyunca saça dokunuyor, kafa derisini ve saç yapısını çok iyi tanıyor. Tüm ürünleri farklı saç tiplerinde iki yıl boyunca her gün denedik. Bunu yaparken bayağı eğlendik de.

Karıştırmayı ve eşleştirmeyi çok seven birisin, kendi ürünlerini nasıl ”smoothie”leştiriyorsun? Senin kişisel Drunk Elephant menünde nelere rastlıyoruz?

Aslında menüm günden güne değişiyor, cildimin ihtiyaçlarına göre belirliyorum rutinimi. Sıradan bir sabahsa smoothie’mi B-Hydra, C-Firma, A-Passioni, Lala ve bir damla D-Bronzi’yle oluştururum. Bu son ilave cildime vitaminlerle birlikte bir parlaklık ve sıcaklık da ekler. Tabii ki en üste Umbra Sheer ya da Umbra Tinted SPF koruma gelecek. Gece, Slaai ya da Beste ile cilt temizliğimi yaptıktan sonra, TLC Framboos, Protini Cream, B-Hydra ve Marula yağını karıştırıp cildime uygularım. Haftada bir mutlaka Babyfacial’la derinlemesine temizlik yaparım. Ne kadar nemlenmem gerektiğine ise cildimi izleyerek karar veririm.

Kakao özleri ve platinyum peptitler içeren bronzlaştırıcı likit  D-Bronzi, kesinlikle her kadının elinin altında olması gereken bir ürün zira cildi renklendirirken çevresel zararlara karşı da koruma sağlıyor.

Health & Wellness, Türkçe’ye, bizim dilimize sağlık ve esenlik olarak çevriliyor. Senin bu konuya çok meraklı olduğunu öğrendim. Bize biraz tavsiyede bulunmak ister miydin?

Bana göre uzun vadede değişiklik yaratan iki şey var; gluteni bırakmak ve spor yapmak. Bu ikisi, oyunu tamamen değiştiriyor. Ne kadar az şeker tüketirsem o kadar mutlu oluyorum ve iyi hissediyorum. Uykumu almak, sık sık su içmek… En basit gibi görünen kurallar, en önemli olanlar.

Parfüm kullanıyor musun?

Bugüne kadar Cartier’den tek bir koku kullandım. Onu da kıyafetlerime ve saçıma sıkıyorum, tenime değil.

Yemek yapmayı seviyor musun?

Evet, ama asla tarife sadık kalmıyorum, her zaman doğaçlama gidiyorum.

Kendin için ilk olarak satın aldığın cilt bakımı ürünü neydi?

Hayatımda ilk olarak mı? Hamamelis özlü, sıkılaştırıcı bir tonikti, sanırsam. Cildim için korkunç bir hataydı.  

Bruno ve Romeo’nun yanı sıra, dört insan çocuğun da bulunuyor. Oldukça kalabalık bir evden bahsediyoruz. Zamanını nasıl yönetiyorsun?

Her günü ve olayı geldiği zaman karşılıyorum. Evde kaliteli zaman geçirebilmek benim için hep çok önemli oldu, en başlarda işimi bu zamana katıp her şeyi yetiştirmeyi daha iyi başarıyordum galiba. Aslında istediğim zaman durup aileme gerekli zamanı ayırma fırsatını verdiği için evden çalışmayı daha çok seviyorum. İlham alacak bir şeyler her yerde karşıma çıkıyor, araba yıkama sırasında bile. Egzersizlerimi aksatmadığım sürece her engelle başa çıkabilecekmiş, her meseleyi halledebilecekmiş gibi hissediyorum.

Markanın iki yıldız temizleyici ve besleyici özellikte sabunu Pekee Bar ve Juju Bar ve onları şık tasarım çantaları…

KUTU: TIFFANY KUTUCUĞU:

En sevdiğim renk ….. Menekşe mavisi.

En sevdiğim şarkı….. Eric Clapton’dan Layla.

Favori kitabım……. ”The Subtle Art Of Not Giving A F*ck”.

Burcum…….  Akrep.

Son keşfim……… Waterloo Soda. Hindistancevizlisine bayılıyorum!

İlk başarım……  Üniversiteden mezun olmak. Sonrasında ise dört bebek annesi olmak.

Favori mumum….. Blue Rigaud. Hala üretimde olduğundan emin değilim ama beni direk çocukluğuma ışınlıyor.

En sevdiğim kelime… Amore.

İmza kombinim….. Eşofman ve atlet. Çocuklarıma cevabımı doğrulattım.

Wanderlust listemde ilk sırada…. Bora Bora var. 

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir