Bir İtalyan Rüyası: Sicilya

Noto-Sicilya

Onu ve gittiği yerleri izlemesi bir keyif… Sosyal medyanın kuşkusuz en güzel taraflarından biri hayat tarzı ve gezdiği rotalarla size ilham veren insanları bulmak. Başak Boztepe de onlardan biri, Güzellik Yayında’nın bu ay ki ‘konuk gezi yazarı ‘ olarak Sicilya adasını gittiğinizde işinize yarayacak harika detaylarla kaleme aldı. Şimdi söz Başak’ta…

Yaz tatilleri bir çoğumuz için aylar öncesinden heyecanla tasarlanan ve uçağa adımını atmayı iple çekilen seyahatlerdir…
Biz de kendi yaz tatillerimizi tasarlarken, eşim Burak ve benim için daha önce gitmediğimiz bir nokta seçmek önceliğimiz olur.
Bu sebepten daha evvel İtalya’nın birçok bölgesine gitmemize rağmen,bir türlü sıra gelmeyen Sicilya’ya çevirdik bu sefer yüzümüzü…


Akdeniz’in en büyük adası olduğunu bilmeme rağmen, araştırmaya başlayınca tahminimden çok daha geniş bir alana sahip olduğunu gördüm. Dolayısıyla kendimize ya Doğu ya da Batı bölgesini baz alıp, planları ona göre yapmalıydık. Bu aşamada Instagram’dan kaydettiğim İtalya dosyasının ne kadar yardımı olduğunu anlatamam. Anlaşılan o ki, ya Palermo’ya inip adanın batı kısmında yer alan Trapani, Marsala, aklımın kaldığı Tonnara di Scapello hatta Cefalu’nun da olduğu bir rota çizecektik ya da Katanya’ya uçup, adanın doğu kıyısındaki Taormina, Noto, Sirakuza gibi enfes yerlerde haftamızı geçirecektik. Ne denli zor bir karar olduğunu söylemek durumundayım ama Allah başka dert vermesin be Başak’cığım diyerek kararımızı Doğu bölgesinden yana kullandık.


En zor kısmı bana göre bitmişti şimdi sıra kalacak bölgeyi seçmekteydi. Tam burada Burak’ın uzun zamandır üyesi olduğu The Thinking Traveller Seyahat sitesi imdadımıza yetişti diyebilirim. Bir hafta kalmayı planladığımız evi ararken ve hatta tüm konaklama boyunca sitenin danışmanlarından aldığımız destek ve yardım sayesinde bizim için en mükemmel evi kısa bir sürede bulduk. Seçtiğimiz ev Taormina bölgesinin tepesinde, tüm koya kuş bakışı hakim, enfes bir manzaraya sahip, müthiş güzel ve keyifli bir evdi. Yola birlikte çıkacağımız çocuklarımızdan da onay aldıktan sonra gerekli işlemleri halledip, Haziran ayının gelmesini sabırsızlıkla bekledik…


İki gün Roma’da aşırı sıcaklara denk gelip, yine de güzel vakit geçirdikten sonra direkt Katanya’ya uçtuk. Transfer aracıyla yola koyulduğumuz anda bizi her yerden karşılayan, coğrafya derslerinden aşina olduğumuz Etna Yanardağı tüm heybetiyle bizi selamlıyordu. Resmen şehrin demirbaşı, hamisi gibi bir havası vardı ve gerekli hürmeti hakediyordu da…Kendisine saygıda kusur etmeyip ama pek de denk gelmek istemeyip usulca Taormina’ya, evimize varmak için dakika sayıyorduk.


Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra kavuşmayı iple çektiğimiz evimize varmıştık. Evin sahibi Francesco (bizdeki karşılığı Ahmet, Mehmet olsa gerek) bize evle ilgili kısa bilgiler vermek üzere terasa çıkarmıştı ki hepimizin sanırım nutkunun tutulduğu an oydu. Evin bulunduğu Mazzaro’dan neredeyse Taormina’ya ait tüm güzellikleri görmek mümkündü…Yeşilin ve mavinin iç içe geçtiği, müthiş mimarilerin de eşlik ettiği bu muazzam manzara karşısında ilk yaptığım şey her zamanki gibi şükretmekti…

Hızlıca hazırlanıp, bölgeyi keşfetmek üzere kendimizi dışarı attık. Taormina merkez tepede, arabadan ziyade kısa bir sürede erişebileceğiniz Cable Car denen teleferikler tavsiye ediliyor.
Yukarı çıktığınızda şehrin iki tane Antik giriş kapısı olduğunu görüyorsunuz. Biri “Porta Messina” diğeri de “Porta Catania”.
Biz Catania kapısını kullanıp, bu iki kapı arasında bulunan Taormina’nın en ünlü ve en işlek caddesi olan Corso Umberto’ya hızlı bir giriş yaptık.
İki adım atmamla birlikte beni sağlı, sollu karşılayan geleneksel seramik dükkanlarına attığım naralar, kısa sürede eski ve köklü seramikçi aileden gelen beyimin koluma yapışmasıyla son buldu. Burak’ın klasik “ dur biraz dolaşalım, sonra karar verirsin” silkelemesiyle, gözlerim dükkanlarda, Messina kapısına doğru yürümeye koyuldum…

Öğle vakti gezmeye başladığımız için çoğu mekanın, dükkanın kapalı olduğunu söylemeliyim. Ama daha ilk dakikada şehrin enerjisinin nasıl yüksek olduğunu algılayıp, akşamı için daha da heyecan duyuyorsunuz.

Cadde boyunca yürüdükçe, zamanında etkisi altında oldukları Yunan, Roma ve sonrasındaki Arapların ve Normanların da izlerini birçok alanda, özellikle mimarideki yansımasını görüyorsunuz.
Kısa bir tur yapıp, sonrasında evimize dönüp, biraz dinlenip, uzun zamandır radarımda olan ünlü Belmond Oteller zincirinin en güzellerinden biri olan Villa Sant’ Andrea’ daki akşam yemeğimiz için hazırlanmaya başlıyoruz.

Tabiri caizse, maaile iki dirhem bir çekirdek giyinip, yürüyüş mesafesindeki otele doğru evden çıkıyoruz. Daha önce yine canım Instagram’da görüp, bir gün gideriz belki diye manifest’leyip kaydettiğim otele girmemizle birlikte dikkatimizi çeken ilk şey enfes peyzajı oluyor.


Akdeniz ikliminin sunduğu tüm türleri ve renkleri görmenin mümkün olduğu otelde, restorana doğru ilerlerken, her birimizin durup fotoğraf çekme arzusu yüzünden zorunlu bir mola verip, daha sonra yine Instagram’da arz-ı endam edecek karelerimizin, kısa bir sürede çekimini tamamlıyoruz.
Otelin içinden geçip, yönlendirildiğimiz restoran alanına vardığımızda ise bizi karşılayan canlı İtalyan müzikleriyle mest olup, sonrasında gördüğümüz manzara karşısında hepimizin resmen mutluluğunun, huzurunun gözlerinden çıktığına emin olduğum o an işte ‘şükürler olsun’ diye içimden geçirdiğim ikinci andı…
Yemeklerin lezzetine, servisin kalitesine, zarafetine dair sanırım bir not düşmeme gerek yok. Uzun uzun anlatıp, sihrini kaçırmak istemem ancak gördüklerim içerisinde en etkilendiğim, her anını, tadını doyasıya çıkardığım seyahat anılarımdan biri oldu diyebilirim.
Eminim tüm aile fertleri için de öyleydi…


İlk günün güzel hatıralarını cebimize koyup, ertesi güne full enerjik, mutlu başlıyoruz. Bu sefer Mazzaro’daki bize tavsiye edilen plajları, restoranları keşfe koyuluyoruz. Bölgenin neresine giderseniz gidin size her yerden göz kırpan müthiş güzel bir adaya denk geliyorsunuz, meşhur Isola Bella…
Küçük bir plaj, yüksek sezonda kalabalığı tahmin etmek mümkün ancak gözünüzün önünde böyle bir güzellik yatarken, mutlaka görülmesi gereken bir yer olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Bu arada ufak bir hatırlatma, çoğu yerde denize girerken deniz ayakkabısı ihtiyacı duyabilirsiniz, edinmekte fayda var.
Bu güzel adaya bir de günbatımında yukarıdan bakmak, gökyüzünün aldığı renkleri görmek için hemen üstündeki Michelin önerili, çok tatlı bir ailenin işlettiği Da Giovanni restoranda alıyoruz akşam soluğu. Bizim gibi deniz mahsullerine düşkünseniz mutlaka not etmeniz gereken bir yer olduğunu söylemeliyim, yediğimiz her şey çok taze ve lezzetliydi. Balık sevenler için bölgedeki bir diğer önerim de Ristorante Il Barcaiolo.

İlk 2-3 günümüzü Taormina’da geçirdikten sonra, araba kiralayıp, diğer bölgelere doğru yola çıktık.İlk durağımız Barok sanatının en güzel örneklerinin olduğu, UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Noto. Sirakuza şehrinin güneybatısında bulunan Noto, daha ilk dakikasında bizi hem tarihi hem mimari zenginliğiyle büyülüyor. Günün en sıcak zamanında gezmek durumunda kalmamıza rağmen, yapıların görkemi, güzelliği karşısında, sızlanmadan dolaşmaya başlıyoruz.
1600’lardaki depremde çok büyük yıkım geçiren Noto, 1700’lerde onarılarak, Barok stilinde yeniden yapılandırılmış.

Öğle sıcağından yavaş yavaş bunalıp, kendimizi Noto çevresindeki enfes plajlardan birine atmak istiyoruz. Yaptığımız araştırmalar sonrası tercihimizi San Lorenzo’da bulunan Lido Beach Agua’dan yana kullanıyoruz. Ülkemizdeki yıpratıcı özel plaj girişlerinin aksine tüm Sicilya bölgesindeki plajların pariteye rağmen son derece makul kaldığını da söylemeden geçemeyeceğim.
Ayakbastı paramızı ödeyip, karşımızda duran Maldivler renklerindeki suya kendimizi resmen koşar adım atıyoruz. Suyun berraklığı, ısısı her şeyiyle mükemmel oluşu kısa sürede bizi kendimize getiriyor.
Yaklaşık denizde bir saat kaldıktan sonra, yine canım Instagram İtalya kayıtlarımda olan bir diğer yere, Marzamemi’ye doğru yola çıkıyoruz.


Hesabı olanların, birçoğunuzun muhtemelen denk geldiği o karenin çekildiği meydana vardığımızda bir masal kentine giriş yaptığım hissine kapılıyorum. Etrafımızı çevreleyen rengarenk saksıların, çiçeklerin, masa ve sandalyelerin arasından geçip, akşam yemeği için rezervasyonumuz olan Taverna La Cialoma’ya doğru ilerliyorum. O ana kadar sanki yeterince mest olmamış gibi, restoranın deniz kıyısında bulunan masamıza geçtiğimde, ortamın sürpriz bir şekilde daha da şahane oluşu, bende yine bir “şükür moment” etkisi yaratıyor…


Ertesi gün, Taormina’da kalıp, biraz turistik, klişe şeylere zaman ayırmak istiyoruz. Bu anlamda ilk adımımız Sicilya’nın yemeden dönmeyin item’ lerinden biri olan, meşhur Granita’sı için Bam Bar’a doğru ilerliyoruz. Kapısında geleneksel, bolca limon, güneş figürleriyle süslenmiş, seramik panoların olduğu cafe’yi fotoğraflarken, az ileride duran kuyruğu görünce tadım kaçıyor. Ama olsun gelmişken bekleyelim, Granita yemeden gitmeyelim motto’suyla yaklaşık 10-15 dk. bekleyip, bize gösterilen masamıza geçiyoruz. Bu Granita ne menem bir şey ola ki acaba diye yan masalara ipucu almak için baktığımda, pofuduk bir ekmeğin, dondurma kuplarıyla birlikte yan yana dolandıklarını gördüm. ‘-Ay bu mu yani Granitağğğ ‘diye söylenmeye tam başlayacaktım ki, aşırı heyecanlı, enerjik bir adamın “Buongiorno!!!” sesiyle kendime geldim.
Sonradan sahibi olduğunu anladığımız beyin, Türkçe konuştuğumuzu fark edince, araya Türkçe kelimeler attırmak suretiyle, Ayhan Sicimoğlu’yla olan anılarını dinledikten sonra Granita siparişimizi veriyoruz.

Bizim orada olduğumuz günler aynı zamanda Taormina Film Festivaline denk geldiği için arada heyecanlanan kalabalıklar, kuyruklar görüp, hayırdır diye soruyoruz. İlgimizi çeken pek kimse olmadığını görüp, hemen meydandaki, Richard Burton ve Elizabeth Taylor’ın uğrak yerlerinden olan, Naxos Koyu ve Etna manzaralı Wunderbar’da oturup, akşamüstü içkilerimizi içip, bir yandan da emekli albaylar gibi gelene geçene laf atıyoruz 🙂
Bir zaman sonra çığlıklar yükseldikçe, ‘-heh bir ünlü geldi kesin’ deyip baktığımızda, Hollywood’un Erol Taş’ı William Defoe’yu görüyoruz. Hayatımda hiçbir zaman her gördüğü ünlüyle fotoğraf çektiren biri olmadığımdan (hatta buna değer listemde max 5 kişi falan vardır muhtemelen) rahatımı hiç bozmadan, insanların bu uğurda parçalanmalarını izlemeye devam ediyorum.

Daha sonra ufak bir enerji değişimi oluyor sanki ve ortama Neytiri karakteriyle Avatar’dan tanıdığımız Zoe Saldaña giriyor. Kızın su gibi oluşu, güzelliği, sadeliği elbette hemen dikkatimi çekiyor ancak “seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli” deyip onu da yolcu ederek, Aperol’umdan bir yudum daha alıyorum…

Dönüşten önceki son günümüzü de Sirakuza’da geçirmeye karar veriyoruz. Arşimet’in şehri olarak da bilinen kent, Roma ve Antik Yunan’dan kalan yapıları özelliğiyle 2005 yılından beri UNESCO Dünya Mirasları tarafından koruma altında. Bizans döneminin sonlarına doğru kiliseye dönüştürülen, sonrasında da Arap Sicilya Emirliği tarafından cami olarak kullanılan Apollo Tapınağı göze ilk çarpan yapılardan. Katedral ve Yunan Tiyatrosunun da içinde bulunduğu, daha birçok tarihi mekanı ziyeret etmek mümkün.


Şu anki haliyle bile bir dönem filmine rahatlıkla set olabilecek şekilde çok iyi şekilde korunmuş olması, eminim film sektörünün de ilgisini çekmiş olacak ki, biraz yürüdüğümüzde aynen tahmin ettiğimiz gibi bir dönem filminin çekimine denk geliyoruz.
Birçok tarihi yapıyı içinde saklayan Ortigia Adası ise bana göre kentin en keyifli bölgesi. Harika lokantaların, cafe’lerin, dükkanların olduğu adada,
arzu ederseniz de kentin duvarlarının hemen önünde bulunan Cala Rossa’dan da denize girebiliyorsunuz.
Sirakuza’da aklımız kalarak Taormina’ya geri dönüyoruz.

Hem hafiften valiz yapmak hem de biraz dinlenmek için evimizin terasında vakit geçiriyoruz.
Akşam olunca Taormina’daki son akşam yemeğimizi yemek ve ilk gün yarım kalan geleneksel seramik alışverişimi yapmak üzere Corso Umberto’ya gidiyoruz.
Ertesi gün dönüyor olma fikrimiz her ne kadar biraz hüzünlendirse de, bu sefer adanın Batı kıyısını gezmek üzere kendisiyle sözleşip, havalimanına doğru yola çıkıyoruz…

More from Gözde Atakoğlu
KIRIŞIKLIK AZALTAN SERUM
Kuru bir cildim var, yanaklarımda da güldüğümde pilise pilise kendini gösteren çizgilerim…...
Read More
Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir