KARANTİNA SONRASI YENİ DÜNYA

Nefesler tutuldu, dünya durdu sanki. Yaş, cinsiyet, ırk farketmeksizin 2020 her birimiz için olağanüstü bir sene oluyor. Sanki bir bilim kurgu filmi izliyormuşum gibi hissediyorum ve yalnız olmadığıma eminim. Böyle apokaliptik filmlerin sonunda bir anda güneş açar ve etraf yine çocuk kahkahalarıyla cıvıldar. O gün geldiğinde; yani her şey olup bittiğinde, belki bundan haftalar, belki de aylar sonra içimizde ve yaşantılarımızda neler değişmiş olacak dersiniz?

Çık aradan Will Smith! Ben öyle bir sahne hayal etmiyorum.

Merhaba! Ben, kendim.

Bir çoğumuz daha önce kendisiyle hiç bu kadar baş başa kalmamıştı. Bu karantina sürecinde kendimizi sorgulayacak, geçmiş düşüncelere gidecek, önceden verilmiş bir takım kararları süzgeçten geçirecek, tüm şeffaflığıyla kendi gerçeğimizle yüzleşecek çok fazla vaktimiz oluyor.

Benim karantina sonrası dünya versiyonumda; kendimle barışmak ve kendimi olduğum halimle sevmek var. Fark ettiğim bazı pürüzlerimi elimden geldiğince düzeltmek de var. Haksızlık ettiğimi düşündüysem özür dilemek, haksızlık edenin de özrünü kabul etmek var. Başkalarını boş geçip biraz kendimle harmoni halinde yaşamak var.

Meğer hepimiz şefmişiz

Arkadaşlar hem fikiriz değil mi? HERKES mutfakta döktürdü karantina günlerinde. Ekmek yapanlardan tutun da filet mignon’una kadar, ne cevherler yatıyormuş yahu içimizde! Kozmopolit hayatın koşuşturmasını denklemden çıkarınca, her birimizin mutfakta şansını deneme fırsatı oldu. Malum, hafta sonu şu restauranta yemeğe gitmek diye bir olay da kalmayınca, kendimizi evlerimizde, kendi ellerimizle – benim gerçeğimde bu tamamen eşimin elleriyle – şımartır olduk.

Benim karantina sonrası dünya versiyonumda; biraz daha evde yemek yapmak var hayatımızda. Arkadaşları çağırıp büyük sofralarda oturmak var, adeta bir Ferzan Özpetek sahnesi… 

Pardon, bi’ hobi alabilir miyim?

Uzmanların dilinde tüy bitti senelerdir, en başarılı iş adamlarının birden fazla hobisi olur diye diye. Şimdi, hobisi olanlar bir adım önde. Normalde kıt kanaat, belki farklı şeylerden kısarak vakit ayırdıkları alanlarında uzun uzun ve bol bol dolanacak zamanları var. O tuval senin, bu akor benim keyifle geçiyor “boş vakit”leri.

Neyse ki, internette pratik ve erişilebilir, başlangıç seviyesine uygun hobi kitleri satılıyor. Kanaviçe, örgü, sulu boya, seramik, ebru, akrilik, mozaik, takı… aklınıza ne gelirse parmaklarınızın ucunda! Bu dönem kendine bir veya daha fazla hobi edinmek için müthiş bir fırsat.

Benim karantina sonrası dünya versiyonumda; kendimize vakit ayırmayı öncelik haline getirmek var. Çoğu toplantının mail veya video-konferans ile yapılabiliyor olduğunu gördük. Bu toplantılardan birine yetişmek için İstanbul’un çile trafiğinde saatler geçirilmiyor, olduğumuz yerde kalarak, tarfikte geçecek o saatleri de kendimize ayırabiliyoruz.

[Zaten bu İskandinavlar işi biliyor arkadaşım! Bütün bunlar başlamadan önce çalışma saatlerinde yapacakları reformdan bahsediyorlardı. Daha kısa çalışma saatleri ve insanların kendilerine, dostlarına ve ailesine ayırabilecekleri daha çok vakit. Yani maddiyat odaklı değil de maneviyat odaklı bir yaşam. ]

O cüzdanı yavaşça çantana geri koy ve o alışveriş sitesinden hemen uzaklaş

Devir tutma devri, saçma değil. Eğer saçılacak bir para varsa da şayet, muhtaç kişilere yardım etmek için saçılıyor, bir çift daha Chanel babet için değil.

Hayat durdu çünkü. Ekonomi durdu, üretimler yavaşladı, tüketimler sınırda ve henüz bu durağanlığın ne zaman biteceğini bilmiyoruz. Bir yandan da tüketmeden yaşamanın da mümkün olduğunu fark etmedik mi?

Mutlaka tüm hapsolmuşluk hissini, alışveriş sitelerinden çıkaranlarımız da var ama nereye kadar? Yani ne kadar pijama, mutfak eşyası, ev ayakkabısı veya dekorasyon malzemesi alabilirsin ki?

Bunların yerine, seneye bu zamanlarda senelerdir gitmek istediğin ama bir türlü fırsat bulamadığın o ülkeye gidebilirsin, ailece veya dostlarınla, doya doya.

Benim karantina sonrası dünya versiyonumda; anılar ve deneyimler, materyel tüm her şeyi ezip geçiyor. Markaların anlamsız yarışı ve cafcaflı dünyası sönüyor (üzgünüm fashionista ama bu benim versiyonum, seninki farklı olabilir). Yeni bir eşyaya sahip olmak değil, yeni bir anıya, deneyime sahip olmak cool oluyor.

Bir ölçüsü olmamalı mı?

Biz fanilerin de haliyle bu dönemde çok vakti var ve elimizin altındaki telefonlarımız “sosyal” bir şekilde vakit geçirmemizi sağlıyor. Bir de değişik bir dönemden geçiyoruz ya, bu yenilikleri eşimiz dostumuzla paylaşmak istiyoruz herhalde ki, her yaptığımızdan bir story paylaşıyoruz. Burada bir sıkıntı yok, sosyalleşmeye çok ihtiyacımız var ve ne güzel ki bunu bize az da olsa sağlayan bir aracımız var. Bunun yanında, yoga akışlarından, evde pişen yemeklerden, “bugün evde ne giydim”lerden biraz gına da geldi haliyle. Ailece, arkadaşlarla veya tek başına yapılan eğlenceli challengeları ve oyunları ise bayıla bayıla izleniyor! Ellen Degeneres’in programına arkadaşlar katılmış gibi oluyor.

Benim karantina sonrası dünya versiyonumda; sosyal medyaya düşmek out. Gerçek zamanda gerçek şeyler yaşamak in. Sosyal medya kanımıza bir kere girdi, kolay kolay çıkamaz o yüzden bi’ başka sosyal medya kullanımına gidileceğini düşünüyorum. Oyunlu moyunlu, keyfe ve eğlenceye dayalı olan; gösterişe ve kendini kanıtlamaya değil.

Tarihe tanıklık ediyoruz. Tüm dünya insanları, aynı anda, aynı sınavdan geçiyoruz. Değer yargılarımız ve önceliklerimiz değişiyor, biz değişiyoruz. Tarihte büyük toplumsal değişimlerin hepsi bunun gibi olağanüstü dönemler sonrasında yaşanmıştır. Bakalım 2020 senesinden nasıl, ne gibi yeniliklerle çıkacağız. Ben her gün biraz düşünüyorum, peki ya siz ne dersiniz? 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir