“GÜZEL DOĞULMAZ GÜZEL OLUNUR!”

Yazı: Balçiçek İlter

Diyeceksiniz ki, o söz öyle değil. ”Kadın doğulmaz kadın olunur. Biraz feminist düşünceye bulaşmış herkesin yakından bildiği ve adeta feminizm için mottolaşmış bu cümle, saygıyla anacağım efsanevi bir kadına ait elbette, Simone de Beauvoir… ”Güzellik Yayında” için ilk yazımı kaleme alırken aklıma gelmesi ne garip. ”Kadın” a ayrı ve haklı bir cepheden bakan Beauvoir ile güzellik yazısı nasıl da bir araya gelir demeyin. Tam isabet aslında. 

Nasıl mı? 

Her şey dayatma üzerine kurulu da ondan. Nasıl ”kadın” olma halleri yüzyıllık kültür genleri, kimlik dayatması olarak üzerimize yapıştırılıyorsa ”Güzellik” kavramı da öyle…  Geçmişe şöyle bir gidelim, örneğin Pisagor’a göre güzellik doğuştan vardı. Güzelliğin kaynağı sayılardı. Sayılar ise mistik ilişkilere sahipti vesaire… Heraklit’e göre güzellik ve uyum karşıtlıkların mücadelesi ve birliğinden gelmekteydi. Hatta Eflatun‘un göreceli güzellik için örneği de vardı.  “insan türüyle karşılaştırıldığında en güzel maymun çirkindir”. Sokrates de aynısını söylüyordu. “Her şey, uyum sağladığı amaçla ilişkisi içinde iyi ve güzeldir.”  Sonra iş gelişti tabii. Güzelin özü sonsuz, kesin ve ilahi bir ideadır. Tüm güzellikler ona bağlıdır gibi… İnsan da bu güzelin benzetmesini seyreder. Aristoteles ise “hocası Eflatun‘un ”idea” görüşüne karşı çıkarak, güzelliğin gerçekliğin nesnel bir niteliği olduğunu savundu. Yani güzelliğin başlıca biçimleri olmalı. Düzen, simetri ve kesinlik… Hoşgeldiniz metafiziğe… Ama dalmayalım çok o sulara…

                                               * * *

Halil Cibran ne güzel anlatmış dizlerinde…

“Ve bir şair dedi: Konuş bizlere Güzellik’e dair.

Ve o cevap verdi.

Nerede arayacaksınız güzelliği ve nasıl bulacaksınız onu, bizzat kendisi sizin yolunuz ve kılavuzunuz olmazsa.

Ve ona dair nasıl konuşacaksınız, konuşmanızın dokumacısı o olmadıkça? 

Mağdur ve incinmiş olan der: ‘Güzellik müşfik ve mülayimdir.

Kendi ihtişamından yarı mahcup genç bir anne misali aramızda dolaşır.’

İhtiraslı olan der: ‘Yoo, güzellik kudret ve dehşetten ibaret bir şeydir.

Kasırga misali altımızda arzı ve üzerimizde göğü sarsar.’

Yorgun ve bitkin olan der: ‘Güzellik yumuşak fısıldayışlardan ibarettir. Ruhumuzda konuşur. ”

Her şey nasıl görece, nereden baktığımızla ilgili değil mi?

Ben de ”Güzel” olmanın yoğun bir şekilde hepimize dayatıldığı bu yüzyılda, neyin nasıl güzel olduğunu, tabii ki küçük tüyolarla paylaşacağım sizlerle… Biraz da dertleşeceğiz eğer isterseniz, kendi ışığını kendi yaratan kadın olmanın sırrını konuşacağız. Peki ben bu yazıyı yazarken arkada Ayten Alpman’ın sesinin olması  tesadüfi midir?

”Yüzündeki çizgilerinle saçındaki beyazlarla Benim için eskisinden daha güzelsin Bırak varsın geçsin yıllar Bitsin artık bu korkular Her yaşın ayrı bir güzelliği var…”

Hoşbulduk….

More from Deniz Çakmakçı
GELECEK NESİLLERE YAŞANACAK BİR DÜNYA BIRAKABİLMEK İÇİN: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK!
İçinde yaşadığımız çağ üretim, tüketim ve israf çağı. Bizler de yarınları düşünmeden...
Read More
Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.