YENİ NESİL DNA: MİKROBİYOM

Son zamanlarda giderek bilinirlik ve popülerlik kazanan bir cilt bakımı alanı var: cilt mikrobiyomu ve dengesi. Birçok markanın koleksiyonlarına “mikrobiyom dostu” ürünler eklediğini görüyoruz. İşin içine pazarlama da girince probiyotik, prebiyotik, postbiyotik gibi tanımlar ve bunların sınırları da belirsizleşebiliyor. Bu sayıda cilt mikrobiyomu ve önemini etraflıca ele alacağız ve gerçek probiyotik cilt bakımının öncülerinden Belçikalı biyoteknoloji markası YUN Probiotheraphy’nin Bilimsel Çalışmalardan Sorumlu Yöneticisi Ingmar Claes’ten çok önemli bilgiler edineceğiz.

Yazar: Begüm Güzel Güngör

Mikrobiyom nedir ve ne işe yarar?

Önce temel bilgilerle başlayalım: 17. yüzyılda Antonie van Leewenhoek’in keşfinden bu yana, insan vücudundaki mikrobiyota çalışmaları devam ediyor ve bugün, tüm vücudumuzu 100 trilyona yakın bakteri, virüs, mantar ve türevi mikroorganizmayla paylaşıp birbirimizden faydalandığımızı biliyoruz. Hatta vücudumuzun yaklaşık %90’ı mikroorganizmalardan ve sadece %10’u insan hücresinden oluşuyor. Temizlik meraklıları için düşünmesi pek hoş olmasa da, mikroorganizmalarımızla aradaki dengeyi bozmadığımız sürece mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz.

Bağırsaklarımız, burnumuz, ağzımızın içi, akciğer mukozamız, kafa dahil tüm derimiz başta olmak üzere vücudumuzdaki bu mikroorganizmaların tamamına “mikrobiyota”, bu mikroorganizmaların genomuna ise “mikribiyom” deniyor. “İnsan mikrobiyomu” terimi 2000 yılında Nobel ödüllü Joshua Lederberg tarafından, “bizim vücut alanımızı paylaşan komensal, simbiyotik ve patojenik mikroorganizmaların ekolojik topluluğu’’nu tanımlaması için önerildi ve kabul gördü.

2007’de ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nin (NIH) girişimiyle başlatılan İnsan Mikrobiyom Projesi (HMP), Avrupa ve Asya’nın da katılımıyla dünya genelinde bu büyük gizemi çözmek ve mikroorganizmaların sağlığa etkilerini anlamak için sürdürülüyor. Sağlık alanında şimdiye kadar ana odak noktası, hastalığa sebep olan mikroorganizmaların yok edilmesi olmuştu ama şimdi bu amaçla kullanılan ilaçlar, temizlik malzemeleri ve kişisel bakım ürünlerinin, sterilize şehirli yaşam tarzıyla birleşince insan mikrobiyomunun dengesini ciddi şekilde bozduğuna ve daha önce varolmayan hastalıkları yarattığına inanılıyor.  

Cilt mikrobiyomu

İnsan mikrobiyomunun büyük bir kısmı bağırsaklarda yer alsa da, son zamanlarda birçok problemin çözüm arayışında “cilt mikrobiyomu” da mercek altına alındı. Cilt mikrobiyomu, cildimizdeki bariyer fonksiyonuyla birlikte bizim dış etkenlere karşı birincil koruma kalkanımızı oluşturuyor. Mikrobiyomun büyük kısmını, genellikle konakçısına zarar vermeyen ve mikrobiyomun çeşitliliğine katkıda bulunan “komensal” yani faydalı bakterilerin oluşturduğu ve 1000’den fazla bakteri türünü barındırdığı kabul ediliyor. Ancak cilt mikrobiyomundaki birçok bakteri türü kültürlenemediği için bugüne kadar yeterince araştırılamamıştı ve aslında bu sayıdan çok daha fazla türe ev sahipliği yaptığımız düşünülüyor. Yeni gelişen dizileme/sekanslama teknolojileri, bilim dünyasını büyük gizemi çözmeye yaklaştırıyor. 

Ciltteki “faydalı” bakteriler antimikrobiyal faktörler salgılayıp onların çoğalmasına engel olarak ve kendileri çoğalıp onlara yer ve besin bırakmayarak hastalığa sebep olan “patojenik” bakterilere karşı rekabet ediyorlar.

Cilt mikrobiyomunda iki grubun varlığı kabul ediliyor: cildimizde rutin olarak bulunan ve düzen bozulsa da kendini yenileyebilen çekirdek mikrobiyotayı oluşturan “yerleşik mikroorganizmalar” ve çevreden kaynaklanıp dört saat ila birkaç gün ciltte kalıp sonra kaybolan geçici (turist) mikroorganizmalar.

Normal koşullar altında her iki grup da patojenik sayılmıyor ve mikroortamı bozacak faktörler olmadıkça zararlı bir etki yaratmıyorlar. Cildin nem ve ısı seviyesi, pH seviyesi ve asidik oluşu vb koşullara bağlık olarak öyle herhangi bir bakteri cilde tutunup burada hayatta kalmayı ve çoğalmayı da başaramıyor; ancak yerleşik florada dengesizlik oluştuğunda hastalığa sebep olan bakterilerin cilde yerleşip tutunmasına fırsat doğmuş oluyor.

Mikrobiyom nasıl oluşuyor?

Bir bebeğin cildi, annesinden gelen mikroorganizmalarla daha doğar doğmaz kolonize ediliyor, ancak bu başlangıç florasının çeşitliliği oldukça düşük oluyor ve doğumun gerçekleştiği ortamla benzerlik taşıyor; yani normal doğumda vajinal florayla kolonizasyon olurken Sezaryen doğumda karın bölgesindeki cilt florasıyla kolonizasyon gerçekleşiyor. Bu kolonizasyon süreci, faydalı mikroorganizmaların immün toleransının yerleşmesi için gerekiyor. Sezaryen doğumla dünyaya gelen bebeklerde mikrobiyom çeşitliliğinin daha düşük olduğu kabul ediliyor.

Emzirme döneminde de kolonizasyon süreci devam ederken bunun paralelinde, dış ortamdaki mikroorganizmalar da cildi, kafa derisini vb kolonize ederek konakçı cilt hücreleriyle sağlıklı bir ilişki kurmaya çalışıyor. Gelişim dönemi boyunca konakçının genetiğine, hormonal değişimlerine, beslenme düzenine, yaşam tarzına ve yaşanan bölgeye bağlı değişimler göstererek mikrobiyomumuz genişliyor.

Nihayet yetişkinliğe erdiğimizde muazzam bir çeşitliliğe sahip komensal/mutualist bir cilt ve kafa derisi mikrobiyom dengesine sahip oluyoruz. Son araştırmalar, cilt mikrobiyomunun dış etkilere maruz kalmasına rağmen zaman içerisinde stabil kalabildiğini gösteriyor. Derideki mikroflora cinsiyete, yaşa, mevsimlere, etnisiteye hatta fizyolojik yaralanma ya da psikolojik kaygı ve strese bağlı değişiklik gösterebiliyor.

‘Bunun sonucunda her bir insanın cildi benzersiz olduğu gibi, kendi cildimizin farklı bölgelerindeki ya da farklı dönemlerdeki mikrobiyotamız da benzersiz oluyor. Bu nedenle mikrobiyoma “yeni nesil DNA” diyenler de var.’

Cilt pH’ı ve mikroflora

İnsan cildinin yapısı, su tutma kapasitesi, ısı, pH ve oksijen/karbondioksit seviyeleri gibi fizyokimyasal karakteristik özelliklerinde herhangi bir değişim, cildin genel fizyolojisini etkileyebiliyor. Cilt fizyolojisinde cilt yüzeyi pH seviyesi önemli bir rol oynuyor ve Stratum Corneum (SC) tabakasındaki yağ bileşenlerinin düzeni, SC’nin su tutma kapasitesi, cilt bariyeri fonksiyonu ve cilt mikrobiyatası üzerinde belirleyici oluyor. Asidik olan cilt pH’ı belirli enzimlerin çalışması için ideal pH seviyesini sağlıyor, ayrıca cildin yerleşik mikrobiyotası için habitat oluşturuyor. Cilt ısısının vücut ısısından daha düşük, nemin az ve ortamın hafif asidik olması, mikrobiyal çeşitliliği ve popülasyon yoğunluğunu belirliyor. Böylelikle, genel olarak nötr pH seviyesinde çoğalan patojenik bakterilerin cildi kolonize etmesi önleniyor. Ayrıca araştırmalara göre ortamın alkali olması, bakterilerin cilde tutunmasını da olumsuz etkiliyor.  

İşte bu sebeple, cildin pH dengesinin korunması ve çeşitli antimikrobiyal ya da antibakteriyel ajanlarla bozulmaması, mikrobiyom dengesi ve cildin koruyucu katmanının tam olarak çalışması için son derece önemli. PH seviyesi yüksek cilt temizleme ürünleri, deterjanlar kullanmak hatta sert, kireçli suyla yıkanmak bile cilt pH’ını ve mikrobiyom dengesini bozabiliyor. Bu denge bozulduğunda “disbiyoz” oluşuyor ve akne, egzama, atopik dermatit, psoriasis vb cilt problemlerine kapı aralanıyor. Tedavi için kullanılan antibiyotikler ise iyi-kötü ayrımı yapmadan tüm bakterileri yok ediyor ve bunların aşırı ya da gereksiz kullanımı, çok ciddi bir tehlike olan antibiyotik direncini pekiştiriyor. 

Mikrobiyom dostu kozmetik

Mikrobiyom alanındaki çalışmalardan ve biyoteknoloji alanındaki ilerlemelerden faydalanan kozmetik sektörü, bu tür cilt problemlerine çözüm olabilmesi için “mikrobiyom dostu” ürünler üzerinde çalışıyor ve bu tip ürünler giderek çoğalıyor. Ancak kullanılan bileşenler ve etkileri arasında farklılıklar olduğunu unutmamak gerekiyor.

Probiyotikler, yeterli miktarda uygulandığında konağın sağlığı için fayda sağlayan canlı mikroorganizmaları, prebiyotikler bu mikroorganizmaların besin kaynaklarını ve postbiyotikler ise bunların salgıladığı faydalı etkisi bulunan maddeleri ifade eder. Birçok marka, pazarlama amacıyla “probiyotik” ifadesini kullansa da, aslında formülasyon açısından canlı bakterilerin özellikle krem gibi su içeren formlarda, cilt sağlığına zarar vermeyecek ve probiyotikleri canlı tutacak şekilde hazırlanması çok zordur ve özel Ar-Ge çalışmaları ve teknolojileri gerektirir. Dünyada gerçekten “canlı probiyotikler” ile çalışan çok az sayıda firma var. Probiyotik etiketli ürünlerde çoğunlukla çeşitli tekniklerle etkisizleştirilmiş bakteriler yer alır ve bunlar “mikrobiyomu yeniden dengeleme” vaadini gerçekleştiremez.

Fermente içerikler, hücre bileşenleri içermeyen filtratlar ya da canlı bakteri içermeyen, hücre zarı yok edilip içeriği alınmış fermente lizatlar probiyotik olarak kabul edilmez, bunlar prebiyotik ya da postbiyotik kategorisine girer. Bu içeriklere sahip ürünler ciltteki faydalı bakteriler için besin kaynağı oluşturur; ayrıca cilt bariyerini güçlendirmek, cildin nem seviyesini yükseltmek, seramit üretimini tetiklemek, antibakteriyel ve antimikrobiyal etki sağlamak gibi işlevlerle de cilt sağlığına katkıda bulunabilirler. Fermentasyon sürecinden geçen içerikler daha küçük moleküllere ayrıldığı için cilde nüfuz etme kapasiteleri de artırılmış olur.

Dünyada cilt bakımı ürünlerinde canlı probiyotikler kullanıp bunları tüketicinin kullandığı zamana dek canlı tutmayı başaran az sayıdaki firmadan biri Belçikalı YUN Probiotherapy. YUN ürünlerini Türkiye’de sadece, onları keşfedip ülkemize getiren Welcome to Club platformundan, dilerseniz öncesinde bir dermatologla online konsültasyon gerçekleştirip size uygun ürünü belirledikten sonra satın alabiliyorsunuz. Gelin YUN Probiotherapy’nin hikayesini, markanın Bilimsel Çalışmalardan Sorumlu Yöneticisi (CSO) Ingmar Claes’ten dinleyelim.

1. YUN’un hikayesini biraz anlatabilir misiniz? Başlangıç fikri neydi, nasıl gelişti ve hangi aşamalardan geçti?

Antwerp Üniversitesi’nde mevcut cilt bakımı pazarını sorguluyorduk. Günümüzde hiç olmadığı kadar temiz yaşıyor olmamıza ve insanların cilt bakımı rutinlerinin iyice oturmuş olmasına rağmen, cilt problemleri ve otoimmün bozukluklar giderek yaygınlaşıyor. Bu şaşırtıcı gizem bizi daha sürdürülebilir bir cilt bakımı alternatifi bulmaya yöneltti.

Biyomühendis ve mikrobiyoloji profesörü Sarah Lebeer ve benim liderliğimdeki ekibimizle Antwerp Üniversitesi’nde yaptığımız uzun yıllar süren Ar-Ge çalışmaları, YUN’un ilk temellerini atmıştı. Araştırmamızın pratik uygulamalarına yönelik arayışımız bizi Tom Verlinden’le buluşturdu. Kendisi de bir eczacı olan Tom Verlinden, antibiyotik ve antimikotiklerin aşırı kullanımını azaltacak etkili ve sürdürülebilir cilt bakımı ürünlerine herkesin erişimini sağlamayı misyon edinmiş olan biyoteknoloji şirketi YUN’u kurdu. Antwerp Üniversitesi Farmasötik Teknoloji ve Biyofarmasi Bölümü Başkanı Profesör Filip Kiekens ve Eczacı Tim Henkens’in desteğiyle, bakterileri kozmetik formülasyonların içinde canlı tutacak teknolojiler geliştirmeye devam ettik. Kasım 2016 sonunda, YUN ve Antwerp Üniversitesi, büyük buluşumuzun duyurusunu yaptı: zararlı bakterilerle mücadele etmeye en uygun olan özel bakteri suşlarını seçip ayırmayı ve bunları doğru düzgün bir ürün içinde formüle edebilmeyi başarmıştık.  

2. “Mikrobiyom” cilt bakımında giderek popülerleşen bir kavram ve sürekli olarak bu alanda yeni ürünler çıktığını görüyoruz. Pro-, pre- ve postbiyotikler içeren ürünlerin birbirlerinden ne farkı var?

Bildiğimiz gibi, mikrobiyom cildimizin birinci koruma katmanı ve çok sayıda bakteri ve mantardan oluşuyor. Hem içeride hem dışarıda, bunlar vücuttaki neredeyse tüm sistemleri etkiliyorlar ama en önemlisi, onlar bizim sağlığımız için gece gündüz savaşan koruyucu ordumuz. Bunu görsel olarak zihnimizde canlandırmak istersek… Gözünüzün önüne mikroskobik bir yağmur ormanı getirin; çubuk şekilli bakteri grupları gevezelik ede ede cilt hücreleriniz arasında cirit atıyor, bazı stafilokok kolonileri gözeneklerinizi kendileri için yepyeni birer kanepe olarak kullanıyor ve ortalıkta dörtnala gezinen bir bakterinin kamçısı dalgalanıyor… Genel resmi anladınız mı?

‘Pro, pre- ve postbiyotiklerin hepsi cildimizdeki bu ekosistemi uyarmak için varlar.’

  1. Dünya Sağlık Örgütü probiyotikleri “yeterli miktarda uygulandığında konağın sağlığı üzerinde yararlı bir etki sağlayan canlı organizmalar” olarak tanımlıyor. Yani basit bir ifadeyle probiyotikler, cilt sağlığımız için bir fayda sunabilmeleri için cildimize büyük miktarda uygulamamız gereken dost canlısı, iyi bakterilerdir.  
  2. Probiyotikler canlı bakterilerin kendisiyken, prebiyotikler mikroorganizmalar tarafından seçilip tüketilen ve böylelikle sağlığa faydalı etki yapan substratlardır. Bunu mikrobiyomunuzu daha verimli hale getiren besin maddesi gibi düşünebilirsiniz. Yani bakterileriniz için sağlıklı birer atıştırmalık!
  3. Son olarak postbiyotikler de canlı olmayan mikroorganizmalar ve/veya mikroorganizmalar tarafından üretilen bileşenlerden oluşan preparatlardır. Kısacası, tüm döngüyü tamamlamak için: canlı bakteriler olan probiyotikler, prebiyotikler ile beslenirken, postbiyotikler meydana gelir.

3. Ürünleriniz ciltte nasıl çalışıyor, YUN’a özel olan çalışma mekanizması nedir? Ve “iyi bakteriler” cilde uygulandıktan sonra nasıl tutunup kalıcı olabiliyorlar? 

Canlı bakteriler olan laktobasillerin birçok faydası var çünkü patojenik bakterilerin aşırı üreyip zarar vermesini engellemek için birden fazla şekilde çalışıyorlar.

Öncelikle, canlı oldukları için, patojenik bakterilerle besinler uğruna savaşıp onlara, hayatta kalması zor bir ortam yaratıyorlar. Yani beslenecek ne kadar çok boğaz olursa herkes için yemek miktarı o kadar azalıyor. İkinci olarak, iyi bakteriler desteklenip çoğaltılınca güçlerini bir araya getirebiliyor ve laktik asit ile “bakteriyosin” denilen bir maddeyi üretmeye başlıyorlar. Bunlar patojenlerin büyümesini engelleyip cilt sağlığınızı iyileştiren kimyasal moleküler yapılardır. Üçüncü olarak ise, içlerinde bakteriler tarafından üretilenler de olan yüzeydeki diğer moleküller cilt bariyerinizi ve cilt bağışıklığınızı güçlendiriyor.  

Peki, bunların bu kadar etkin şekilde çalıştıklarını nasıl anladık? Akne semptomları gösteren kişilerle yaptığımız plasebo kontrollü çift kör klinik çalışmalar bu canlı probiyotik bakterilerin etkinliğini gösterdi. Yeni nesil dizileme olarak bilinen bir teknikle cilt mikrobiyomunu analiz etmeye başladığımızda “kötü bakteriler” üzerinde ciddi bir etki gözlemledik. Ayrıca, canlı laktobasillleri eklediğimizde de mikrobiyomun çeşitliliği bozulmadı! Tedaviyi durdurduktan ve semptomlar iyileştikten sonra, kendi cilt mikrobiyotanız kontrolü yeniden devralmaya başlıyor, bu da sağlıklı bir cilt mikrobiyomunun ne kadar dirençli olduğunun altını çiziyor.

Son olarak, bakterilerin cilde uygulandıktan sonra hayatta kaldıklarını keşfettik; böylece mikroskobik cilt ormanımızda hünerlerini gösterebiliyorlardı. Hatta adezyon molekülleri üretip adeta cildinizin üzerinde koruyucu bir ağ örer gibi birbirlerine bağlanarak cildimize tutunmayı bile başarabiliyorlar. Aslında düşündüğünüzde, canlı probiyotikleri cildimize uygulamak her gün cildimiz için mikrobiyolojik bir zırh kuşanmaya benziyor!

4. Bildiğimiz kadarıyla her bir kişinin mikroflorası birbirinden farklı. YUN ürünleri nasıl oluyor da cilt tipine göre ayrımlar haricinde herkesin cildi için uygun olabiliyor? Ürünler sadece akneye meyilli ciltlere mi yönelik yoksa cilt mikrobiyomunu sağlıklı tutmak isteyen herkes faydalanabilir mi?  

Öncelikle, eğer bir kişinin cildi sağlıklıysa, cilt mikrobiyomunu bozmamak ve hayati önemdeki bu koruyucu bariyerin bütünlüğünü korumak çok önemlidir. Faydalı bakterilerinize zarar vermeyeceklerinden emin olmak için biz bileşenlerimizi, oldukça katı koşullara dayanarak titizlikle seçiyor ve test ediyoruz. Mikrobiyom için gerçekten güvenli oldukları için ürünlerimiz farklı cilt tiplerine fayda sağlayabiliyor ve farklı mikrobiyom yapılarıyla başa çıkabiliyor. Bu yaklaşım sayesinde, YUN dünyada mikrobiyom için güvenli bir numaralı marka olarak kabul ediliyor.

İkinci olarak, biz konuya problem tarafından yaklaşıyoruz. Akne gibi bir probleme mikrobiyolojik bir bakış açısından baktığımızda, belirli bakterilerin bizi rahatsız eden kırmızı ve iltihaplı sivilceler gibi semptomlara yol açtığını görüyoruz. Bakterilerin bu problemin nedenleri arasında önemli bir payı olduğunu bildiğimiz için, bu enflamasyon tetikleyici mekanizmalara karşı koyabilecek probiyotik suşlarını seçmek için çok kapsamlı bir tarama ve eleme çalışması yürüttük. Laktobasiller bize tekrar tekrar, çok farklı ortamlarda bile bu görevi yapmaya uygun olduklarını gösterdiler.  

Böylece bizim mikrobiyom için güvenli cilt bakımı koleksiyonumuz her yaştan, cinsiyetten ve etnisiteden insan tarafından güvenle kullanılabiliyor, çünkü bizim faydalı cilt mikrobiyomumuza zarar vermiyorlar. Muhtemelen antibakteriyel kozmetik ürünlerin aşırı kullanımının tetiklediği, hassas cilde sahip olan kişiler için bu ürünler ciltteki disbiyozu (bakteriyel dengenin bozulması) onarıp dengeye kavuşturmaya ve genel cilt sağlığını iyileştirmeye yardımcı olurlar. Akneye meyilli ciltlere özel olarak da, semptomları iyileştirmek amacıyla ACN koleksiyonumuzu geliştirdik.

5. ACN ve ACN+ koleksiyonlarınızın, genelde antibiyotik kullanımını içeren geleneksel akne tedavilerinin yerini alabileceğini düşünüyor musunuz? Birlikte çalıştığınız dermatologlardan sonuçlarla ilgili nasıl geribildirimler alıyorsunuz? 

Günümüzde, deri altında iltihaplanmanın olduğu ciddi akne vakalarında oral yolla alınan retinoidler ya da antibiyotikler, durumun kritik oluşu nedeniyle muhtemelen daha iyi bir seçim olacaktır. Yine de, bu seçim her zaman vaka bazında değerlendirme ve geleneksel tedavilerden probiyoterapi gibi daha sürdürülebilir seçeneklere kadar varolan yöntemler arasından seçim yapacak olan dermatologun medikal değerlendirmesine bağlı olacaktır.

Bununla beraber; tüketicilerden, eczacılardan ve dermatologlardan hafif ila orta derece akne semptomlarına karşı YUN ürünlerinin kullanımıyla ilgili olumlu geribildirimler almaya devam ediyoruz. Dermatologlar sürekli olarak antibiyotiklere alternatif arayışında oldukları için, probiyoterapinin olumlu fayda/risk oranlamasını net bir şekilde görüyorlar. 

6. David Whitlock’ın AOBiome ve Mother Dirt firmaları mikrobiyom dengeleyici kişisel bakım ürünlerine kapıyı aralamıştı. Azitra, egzama gibi kronik problemleri tedavi etme hedefiyle “canlı” bakterilerin yardımıyla ciltte eksik olan proteinleri yeniden kazandırmaya odaklanıyor. Mikrobiyom ve probiyotikler alanında çalışan birçok başka firma daha var. Rekabeti ve probiyoterapinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

Nihayet bu kadar çok oyuncunun dikkatini bu meseleye yöneltmesini ve cilt sağlığında mikrobiyomun önemini kabul etmesini olumlu bir işaret olarak görüyoruz. Canlı bakterilerin potansiyeli ortaya çıkmaya daha yeni başladı ve bir mikrobiyolog olarak bu yeni gelişmeleri ancak teşvik edebilirim. Aynı amaç uğruna çalışan birçok şirket olduğunda, cilt sorunlarıyla baş etmeye çalışan birçok insan için cilt sağlığını iyileştirme şansımız yüksek görünüyor. Umarım probiyoterapinin faydaları hakkında farkındalığı artırmaya devam edebiliriz, böylece dünya sonunda tüm o mikroskobik bakterilerin makroskopik etkisini deneyimleyebilir! 

YUN neden Welcometoclub platformunda?

WTC platformu olarak bulunduğu alanda özel teknolojiler ve patentli içerikleri barındıran markaların klinik ve etkinlik çalışmaları başarılı ürünlerini, WTC Bilim Kurulu ile öncelikle vaatlerini test ederek en iyi şartlarla ülkeye getiriyor ve kişiselleştirilmiş profesyonel tavsiyelerle tüketicimizle buluşturuyoruz.

Mikrobiyom konusu da uzun süredir bireysel olarak radarımızda olan bir konuydu, bu konudaki mevcut akademik yayınlara ve teknolojileri derinlemesine araştırdık ve bizi en çok etkileyen 2 marka arasından, ürün denemeleri fazında performansından çok memnun kaldığımız YUN markasında kararımızı verdik. Kısa sürede aldığımız birbirinden güzel geri bildirimler de bizleri bu kararı aldığımız için çok memnun ediyor.

Üretim miktarları kullandıkları teknoloji ve içerik bakımından limitli olan YUN ise, normalde sadece kendi sitesi üzerinden ve Belçika’da belirli eczanelerde satışı olmasına rağmen, WTC projesine inandığı için platformumuzda yer almayı kabul etti.

Kaynaklar

  1. Barel, André O., Paye, Marc vd., Handbook of Cosmetic Science and Technology, 3. Baskı, Informa Healthcare, 2009.
  2. Dréno, B. Araviiskaia, E. vd. Microbiome in healthy skin, update for dermatologists, JEADV, cilt 30, sayı 12, 2016.
  3. Yu, Y., Dunaway, S. vd. Changing our microbiome: Probiotics in dermatology, BJD, 182, 2020.
  4.  Luna, P. Carolina, Skin microbiome as years go by, AJCD, 21 (ek 1), 2020.   

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.